KÖŞE YAZARLARISUAY KARAMAN

AFETLER

Ülkemizde çevre bilincinin gelişmediği ve talana kurban edildiği bilinen bir gerçektir. Üzerinde yaşadığımız toprağa sevgi ve saygı duymayınca, dağların, ovaların, yaylaların, akarsuların, göllerin, denizlerin yok edilmesine seyirci kalmaktayız. Yerleşim yerlerinin yok olmasında ve insanlarımızın ölmesinde de hep bilim dışı uygulamaların yapıldığını gözlemlemekteyiz, görmekteyiz. Amaç; rant-çıkar sağlamak, vurgun yapmak olunca, ilk önce bilimsellik yok edilmektedir.

2021 yılının başında ülkemizde müsilaj (deniz salyası) ile başlayan afetler zinciri, depremler, orman yangınları ve seller ile sürmektedir. Başta, insanlarımız olmak üzere hayvanlar ve bitkiler yitirilmekte, milyonlarca liralık maddi kayıp ortaya çıkmaktadır. Deprem, yangın, sel doğal afettir ancak siyasi iktidarların bilim dışı yaptığı işler sonucunda bunlara yapay afet denilmesi yanlış olmaz.

Ülkemizin zenginlik kaynağı verimli ovalarımızı, tarım arazilerini imara açmak, denizleri doldurarak yapılaşmaya açmak depremlere davetiye çıkarmaktır. Rant peşinde koşanlar için gereği yapılmadığı gibi orman yangınlarındaki sabotaj konusunun da yeterince üzerine gidilmemiştir. Yangın söndürme uçağı olmadan yangın söndürmeye çalışmak, bilinçli olarak ormanların yok edilmesini seyretmek anlamına gelmektedir.

Temmuz ayında Doğu Karadeniz’de ve ardından Ağustos ayında Batı Karadeniz’de meydana gelen aşırı yağışlar sel felaketine neden oldu. Geçtiğimiz günlerde özellikle Kastamonu’nun Bozkurt ilçesinde ve Sinop’un Ayancık ilçesinde seller nedeniyle dereler taştı, dağ yamaçlarında heyelan meydana geldi, tarım arazilerinde maddi hasar oluştu, ilçe merkezlerinde birçok yol, bina ve iş yerini su bastı. Bozkurt ilçesinde dere yatağının yapılaşmaya açılması sonucunda yapılan evler yıkıldı, henüz sayısı net olarak bilinmemekle birlikte birçok insanımız öldü.

Bozkurt ilçesindeki ağır hasarın nedeni şöyle özetlenebilir: Ezine Çay’ı üzerine geçmiş yıllarda plansız şekilde inşa edilen Hidro Elektrik Santrallerinden (HES) birinin sağanak yağış sonucu oluşan taşkından etkilenerek kapaklarının hasar görmesi ve taşkın sularının baraj gölünde bulunan suyla birleşerek boşalması sonucunda meydana gelmiştir. Bu HES’in yapımı sırasında çıkarılan 1,5 milyon metreküp toprak Devlet Su İşleri’nin gösterdiği yerlere taşınmamış, kanalların iki yanına yığılmıştır. Yumuşak bir zemin oluşturan bu toprak, yağışla birlikte heyelana yol açarak, selin etkisini arttırmıştır. Bu konu Sayıştay’ın denetim raporlarında da vardır ancak önemsenmemiştir.

HES’lerin projesi, yapımı ve işletmesinin doğru şekilde planlanması gerekir, vatandaşa zarar vermemelidir. Önceden ülkemizde bilgili, tecrübeli, vatansever mühendisler vardı. Ancak şimdi projeler deneyimsiz yandaş şirketlere yaptırılıyor ve ne yazık ki işler rüşvetle yürüyor. Yaşanan bu olayları ‘kader’ ya da ‘fıtrat’ olarak açıklayanlar, bilimsellikten payını alamamış, ortaçağ artıklarıdır.

Kentlerde ve ilçelerde yörenin coğrafi, jeolojik, topoğrafik ve iklim özelliklerini dikkate almayan, şehircilik ve imarı yok sayan, sadece çıkar peşinde koşan bir anlayış, bu felaketleri olağan ve kaçınılmaz hale getirmektedir. Doğayla inatlaşınca, kazananın yine doğa olduğu hep görülmektedir, bilinmektedir.

Başka ülkelerde hafif hasarlarla atlatılan afetlerde, ülkemizde ağır sonuçlar meydana gelmektedir. Dere yataklarına şehirler inşa edilip, selde binalar yıkılıyorsa bu cinayettir. Bunun sorumlularından hesap sorulmalıdır. Bilim toplumu olamadığımız için her türlü acıya davetiye çıkarılmaktadır. Bilim toplumu olabilseydik, doğal afetler olmadan önce önleyici önlemlerin ne olacağı, nasıl hareket edileceği ile ilgili planlamaları ve uygulamaları hayata geçirmiş olurduk. En büyük suç, aklı ve bilimi göz ardı eden, rant düşkünü siyasetçilerdedir.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için lütfen reklam engelleyicinizi kapatınız.
error: Uyarı: Korumalı içerik !!