HAKAN DÜZENLİ

ALEVİ – SÜNNİ KAVRAMI ÜZERİNE…

Günümüzün en çok provoke edilmeye çalışılan kavramı…Uzun bir yazı, okurken birazcık sıkabilir!

Günümüzde mezhep tartışmaları, en az farklı din ve ideoloji tartışması kadar provoke ediliyor?!

Irksal, dinsel ve ideolojik kavramlar içiçe girmiş vaziyette!

Ne var ki sapı samanı ayıracak bir tek ciddi adam ortaya çıkmıyor!

Durum böyle olunca da meydan ya soytarılara ya da ajanlara kalıyor.

Birisi ev işaretliyor diğeri algı ve kurum yanlılaştırma operasyonu yapıyor!

Bu hafta bu konu bilinçli olarak hareketlendirildi!

Tabi ki insanlar bilgisiz olunca, saçmasapan sözler üretirler ve sonra bu sözlere inanıp, ardından o sözler için savaşırlar?! (Merak etmeyin bütün dünya bu tür salaklarla doludur )

Türkiye'de gündem yapılan ALEVİ-SÜNNİ meselesini herkes tartışadursun ben de burada işin aslını yazıp sizleri kardeş yapacağım!..

Tabi ki atıp tutmakla olmaz bu işler!

Bunun için Kur'an'ı referans yaparak konuşmak gerektiğini çok iyi biliyorum.

Ne var ki birleşilen ve ayrışıldığı halde ayrıştırılma kurbanı olanlara yepyeni bir ayırgaç bilgileri vereceğim.

Böylece, asıl tartışılması gereken yer kendiliğinden ortaya çıkacaktır!

 Oysa ki insanlarımız bunun tam tersini yapıyor?! Tartışılmaması gereken ne varsa tartışmaya açmış ve tartışılması gereken ne varsa da tartışılmaz ve dokunulmaz kılmışlar?! Böyle olunca da, asıl verilmesi gereken mücadele yanlış alana kayıyor!?

Bu kavramı ele almak için, önce SÜNNET ve SÜNNİLİK kavramının asıl anlamını bilmek ve kavramak zorundayız!..

Akabinden de, EMEVİLİK mel'anetinin getirdiği SÜNNET ve SÜNNİLİK kavramıyla bunu nasıl birleştirdiğini ve saltanatları için kullandıklarını iyice anlamak zorundayız!

EMEVİLİK SALTANATININ ürettiği ve ismine SÜNNET dediği "SÜNNİLİK" ile, Peygamberin ve Kur'an'ın getirdiği SÜNNET ve "SÜNNİLİK" kavramını birbirinden ayırdığımız gün kurtuluruz!.. İşte bu ayrımı Muaviye'ye Karşı ZÜLFİKAR ile yapan kişi Hz. Ali'dir!..

Yani Hz. Ali, peygamberin getirdiği SÜNNET ve SÜNNİLİĞİ yani SÜNNET EHİLLİĞİNİ, Muaviye'nin tasallut ettirdiği sahte SÜNNET ve SÜNNİLİKTEN kurtarmak görevini yapan kişidir!..

Kısacası Hz. Ali, üzerinde tartışma olmayan ALLAH'IN SÜNNETİNİ, her tarafı tartışmalı ve şüpheli olan Hanedan-ı Muaviye'nin batıl Emevi anlayışından kurtarmak isteyen ve EHLİBEYT'in babası olan kişidir.

Keza, EHLİBEYT'in babası olan Hz. Ali'nin, EMEVİ SALTANATÇILIĞININ öz torunu olan MUAVİYE'ye karşı savaştığı gün; Bedir, Uhud, Hendek ve Hayber'deki gibi Hak'kı temsil ediyordu. Hz. Ali, Muaviye'yle savaşırken de HAK'kın kılıcı, sancağı, şahsı ve batılın ayırgacıydı!

Yani burada Allah'a ait olan SÜNNET kelimesini kendi saltanatına malzeme yapan EMEVİLERE karşı, SÜNNET'i yeniden Allah'a has kılma savaşını temsil eden Hz. ALİ, Hak ile Batılın ayrımının ve EHLİBEYT'in şahsı idi. Tıpkı Uhud savaşındaki gibi… (Bu konuyla ilgili bolca ayet ve hadis var. O gün Hz. Ali'nin bir kılıç darbesi bütün Hak ile bütün bütün batılın zaferiydi diyor Peygamber ve Kur'an! )

Kısacası, Hz. Ali'nin HAK olan davasına destek veren ve bu hak savaşının yanında yer alarak, ALLAH'IN SÜNNETİNİ, MUAVİYE'NİN TAHRİFİNDEN VE ONUN DA "ALLAH'IN SÜNNETİ" DEDİĞİ KENDİ SAPTIRMASINDAN AYIRMA MÜCADELESİ VERDİLER.

Bu iki tarafın birisi EMEVİ tarafı olan MUAVİLERDEN (Muaviye tarafında olanlar), HAK EHLİBEYT tarafı olan ALEVİLERDEN (Hz. Ali'nin tarafında olanlar) olarak ikiye ayrıldı!..

Ali tarafı olan (yani ALEVİLER), Peygamberin değişmemiş hak Sünnetinin savaşını vermişlerdir.

Muaviye tarafı olan Emeviciler (yani MUAVİLER ya da MUAYTİLER), kendi saltanatları ve hanedanlıkları için SÜNNET EHLİ yani arapça ile EHLİ SÜNNET kavramını kendilerinin yalanlarıyla saptırmak için EHLİ SÜNNET VEL CEMAAT denilen bir kavram geliştirmişlerdir.

Kısacası: Hz. Ali ALLAH'IN DEĞİŞMEZ SÜNNETİ için, Muaviye ise kendi CEMAAT'i (HANEDANLIĞININ DEVAMI) için bu savaşı vermiştir.

Peki SÜNNET kavramı nedir?

Sünnet; Toplumlarda ÖRF, ADET, ANANE, GELENEK olarak kullanılırken, işyerlerinde KURAL, PROSEDÜR, İLKE anlamında kullanılır. Doğa olaylarında ise SİSTEM, MANTIK, TABİAT KANUN-PLAN-İŞLEVİ vs. gibi çok boyutlu anlamları vardır. Ki bu yüzden Allah'ın Sünnetinde değişme yoktur. Yani Haktır O!..

Sünnet, her toplumda ve yaşam alanının rengine göre kıyafetlenen ilahi bir denge ve ahengin dalgalanışı ve yerküreyi yaratılışın amacıyla bütünleştiren bütün bağı ifade eder. Onun yüzeyi sürekli değişkendir ve bir tek Ana amaca yönelik insanlığı tekamül ettirir!..

Keza, böyle büyük bir kelimenin, Muaviye tarafından sadece kişileri kendi saltanatına itaat için değiştirmesi, Hz. Ali'nin ismi ile HAK'kı, Muaviye ile de BATIL'ı ayrı ayrı kimliklerde meczeder!..

Allah'ın SÜNNETİNİN İSMİNİ, şeytani bir şekilde kendi batıl yoluna ad olarak koyan Muaviye, insanlara; Emevi Sünnetini, Allah'ın Sünneti ismini vererek kandırdı.

Hz. Ali ise, Muaviye'nin bahsettiği Emevici Sünniliğin (Emevici Sünnet Ehilliğinin) batıl olduğunu, Hak olan Sünnetin sadece Allah ve Resulunun getirdiği ve Kur'an'la sabit olan Sünnet olduğunu, bunun ayrılması gerektiğini ve HAK OLAN SÜNNET YOLUNUN EHİLLİĞİNİN (EHLİ SÜNNET'İN); BATIL OLAN EMEVİCİ MUAVİYE CEMAATİNİN SAHTE SÜNNET YOLUNUN EHİLLİĞİNDEN (EHLİ SÜNNET VEL CEMAATÇİLİKTEN) arındırılması gerektiğini, bunun HAK VE BATIL SAVAŞININ SON DÜĞÜMÜ OLDUĞUNDAN BAHSETMİŞTİR!..

Yani Hz. Ali'nin Muaviye karşısında SÜNNETİ kurtarma savaşına ve Emevi karşıtı duruşuna katılanlara ALEVİ, Muaviye taraftarları olanlara da SÜNNİ denilerek, burada ikinci bir hain plan devreye sokulmuştur.

Yani asıl SÜNNET YOLUNUN SAHİBİ (SÜNNİ) OLAN EHLİBEYT YOLU, ALİ'NİN ŞAHSINDA ismi "ALEVİ" olarak tescillenmiş ve ayrıştırılmış, SÜNNET YOLUNUN DÜŞMANLARI DA "MUAVİYE SÜNNETİNİ" ALLAH'IN SÜNNETİ YERİNE KULLANARAK TEK İSİMLE KENDİ SALTANATLARINI "SÜNNİLİK" kavramı ile aklamış ve sonraları KUTSAL hale getirmişlerdir.

Peki HZ. ALİ gerçekten Hak mıydı? Yoksa abartılıyor muydu bu?

Kur'an Maide Suresi 55'inci ayet gereğince; "SİZLERİN VELİSİ ANCAK VE ANCAK, ALLAH'TIR, RESULÜDÜR VE NAMAZ KILAR İKEN ZEKAT VERENLERDİR" der. (Emevi kaynakları burada Namaz kılmak ile Zekat vermek ayrı zikredilmiştir diyerek hâlâ Muaviye Emeviciliğini diri tutmaya çalışırlar. Ne var ki, Sünni veya Alevi kaynaklarda ve bütün tefsirlerinde ve iletilen tüm hadisler külliyatlarında "Namazda iken zekat veren" kişinin Hz. Ali olduğu apaçık yazılıdır. Bu gibi tiplerin yanlılıkları da, saptırışları da, çelişkileri de, bu tür kafalarına göre yorumları da hiç bitmek tükenmez bilmez!)

Bu nedenle; "ALLAH-MUHAMMET-ALİ!" düsturu, yukarıdaki ayet gereğince Kur'an'ın Hak ile Batılı ayrıtetme mührüdür… Bunun gibi ben size burada sırf bunu ispat eden en az 300 ayeti burada hiç zorsunmadan yazardım. Hatta yeryüzündeki mevcut bütün kutsal kitaplardan da sizi bu doğru bilgilere iletirdim. Bu benim için kolay olurdu. Neyse!..

Kısacası, kimisi "Ben Sünniyim!" der ama, Muaviyenin Emevicilik yolunda yürüdüğünü bilmez. Diğeri, "Ben Aleviyim!" der ama Sünnet (Sünnilik) kelimesine sırf Muaviye'den ötürü allerjisi vardır.

Asıl savaş budur!..

ALEVİ ismiyle simgelenmiş o Hak davasını yürütenler; İlahi buyrukları Emevilerin sonradan uydurdukları ve kitaplara soktukları hurafelerden temizlemedikçe asla SÜNNET YOLUNDA OLUNAMAYACAĞINI savunur. Bunu da yapabilmek için Kur'an'ın VELİ olarak tayin ettiklerini (Ehlibeytini) referans almanın farz olduğunu söyler!.. Az evvel de açıkladığımıza benzer nice ayetler, "ALLAH-MUHAMMET-ALİ" düsturunu referans kılar ve bu da ayetler gereğince farzdır!..

SÜNNİ ismiyle simgelenmiş ismi ikiye bölüp karar verilmek zorunda!..

Emevi-Muaviye-Yezit Cemaatinin Saltanatını yürütmek için kullandığı "Ehli Sünnet vel Cemaat" kişilerine ve kaynaklarına tutunmak mı?

Yoksa,

Asıl "Allah-Peygamber-Ali'yi" farz olarak veli ilan etmiş Kur'an'ı Kerim'e göre; Hiç değiştirilmemiş ve değişime uğramamış, ilk orjinal haliyle, Ehlibeyt (ya da Zikir Ehli ya da Ehli Zikir olarak da geçer. Bunlar) vasıtasıyla korunan Zikir (ya da kelam ya da ilahi kelam ya da kanun ya da SÜNNET) denilen Ehlibeyt yoluna tutunmak mı?

İlki MUAVİYE SÜNNİLİĞİ, ikincisi ise ALEVÎLİK yani HAKİKİ SÜNNET YOLU (ya da Hakiki Sünnilik)'tir…

Örneğin bu bilgilere göre, günümüzde hakiki bir SÜNNET EHLİ Ehlibeyt yolunda yürür, hakiki bir ALEVİ de SÜNNET EHLİ olur ve olmalıdılar da!..

Fakat bu da, ne Suudi Arabistandaki SÜNNİLİK ne de İrandaki ŞİİLİK kavramıyla eşleşmez!.. Ki eşleştirilmesi gereken yer NOKTASAL YOL'dur! Suudi de İran'ı da, dinli dinsiz bütün yollar, seçeneksiz olarak Hak olan Noktasal Anlayışa geleceklerdir. Din ya da mezhep farketmez! (Burada anlattığım şeyler, İranilik veya Suudilik veyahut herhangi başka birşeyle eşleştirildiği anda konu kendi değerinden aşağıya çekilmiş olur!)

Bu durum, sadece ve sadece olgulara BÜTÜNLEŞİK BAĞLANTILI VE NOKTASAL OLARAK BAKABİLENLERİN ANLAYABİLECEĞİ BİR BİLGELİKLE BAKMAYI GEREKTİRİR!..

Gerçek SÜNNİLİK DE GERÇEK ALEVİLİK DE, BÜTÜN DİNLERİN, FELSEFELERİN VE BİLİM DİSİPLİNLERİNİN ÇIKIŞ YOLU DA ONLARA "NOKTA EHİLLİĞİNİİ" İŞARET EDER!..

Hatta, "Öncekilerle çatışmaya düşmeyesiniz diye öncekilerin dinini size şeriat yaptık!" der Kur'an!..

Yani Kur'an'ın, bırakın mezhepleşmeyi, dinler arasındaki ihtilaflara bile tahammülü yoktur!.. Peki bunu ne ile sağlayabilirsiniz tabi ki çakma olmayan, üzerinde oynanmamış hakiki SÜNNET YOLU ile!.. Peki onu nasıl elde edeceksiniz? Tabi ki Hz. Ali'nin Muaviye'den kurtardığını gözeterek! Tabi ki net ve açık bir şekilde, Ali'nin şahsında EHLİBEYT'İN EMEVİLERİN SAPTIRDIĞI MANAYI YENİDEN GİDEREREK! Tabi ki Hak Sünneti ihya ederek!..

Bu dereceye ulaşmış herkes orada "NOKTASAL YOLU" görecektir zaten!..

Konu ALEVİLİK ve SÜNNİLİK olduğuna göre, ALEVİ =SÜNNİ eşitlenimi ancak NOKTA EHİLLİĞİNDE ait olduğu yeri bulur!..

NOKTA, "BESMELE" NİN ALTINDAKİ SIRLARIN SIRRI OLAN SİMGEDİR. (O ZATEN HEP ÖYLEYDİ)…

Kİ, HZ. ALİ "BA'NIN ALTINDAKİ NOKTA BEN'İM!" der. (Bu kısmı ancak Nokta Ehilleri anlar. Yani hakiki Sünni ya da Alevi ya da bütün dinlerin işaret ettiği hak ehilleri?!)…

Şimdi Yukarıda anlamını verdiğim SÜNNET ya da SÜNNE ya da SÜNNİ kavramının Kur'an'daki karşılığını nasıl anlamanız gerektiğini söylediğime göre, şimdi bir de bununla ilgili ayetleri ve açıklama metinlerini de verip konuyu kapatayım. Zaten anlayan anlaması gerekeni bu kadar yazıyla anlamıştır. Fazla uzatmanın bence gereği de yok!..

Şimdi bu anlattığım "SÜNNET" KAVRAMININ KUR'AN'DA NASIL YER ALDIĞINA BAKIP KONUYU BİTİRELİM!.. Bu da söylediklerimin mührü olsun size!

(Ki vaktim olsaydı, şu anda yeryüzünde hali hazırda kullanılan 224 kutsal kitaptan da bunları gösterir, felsefe ve bilimlerle de bunları eşleştirip aynileştirip bütünleştirip örtüştürüp Noktasal ifadeler ışığında tevhid ederdim. Sonra, bu bilgilere müracaat eden kavim hangi bilgi kolundan gelirse gelsin, onu kendi geldiği yol ile doğrulara iletirdim.)

Neyse lafı uzatmayalım… Aşağıdaki bilgileri de inceleyin şimdilik yeterli!..

Kuran'da (سُنَّة) sünnet terimi, 9 ayette 14 defa geçmektedir. 2 ayette de, çoğul formda kullanılmıştır. Bunlara baktığımız zaman, şu şekilde kullanıldıklarını görebiliriz:

a) 5 yerde (سُنَّة اللَّهِ) sünnetullah/Allah'ın sünneti şeklinde geçer: 48:23, 33:62, 40:85, 33:38, 35:43

سُنَّةَ اللَّهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلُ – وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلًا[٤٨:٢٣

Öteden beri uygulanan Allah'ın sünneti budur. Allah'ın sünnetinde bir değişme bulamazsın. (Fetih 48:23)

سُنَّةَ اللَّهِ فِي الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلُ – وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ اللَّهِ تَبْدِيلًا[٣٣:٦٢

Öncekilere uygulanmış Allah'ın sünneti. Allah'ın sünnetinde herhangi bir değişme bulamazsın. (Ahzab 33:62)

فَلَمْ يَكُ يَنفَعُهُمْ إِيمَانُهُمْ لَمَّا رَأَوْا بَأْسَنَا – سُنَّتَ اللَّهِ الَّتِي قَدْ خَلَتْ فِي عِبَادِهِ – وَخَسِرَ هُنَالِكَ الْكَافِرُونَ [٤٠:٨٥

Azabımızı gördüklerinde inanmaları kendilerine bir yarar sağlamaz. Bu, daha önceki kulları hakkında sürekli uygulanan Allah'ın sünnetidir. İşte o zaman inkarcılar hüsrana uğramışlardır. (Mümin 40:85)

مَّا كَانَ عَلَى النَّبِيِّ مِنْ حَرَجٍ فِيمَا فَرَضَ اللَّهُ لَهُ – سُنَّةَ اللَّهِ فِي الَّذِينَ خَلَوْا مِن قَبْلُ – وَكَانَ أَمْرُ اللَّهِ قَدَرًا مَّقْدُورًا [٣٣:٣٨

Allah'ın kendisine yasallaştırdığı bir konuda peygambere herhangi bir engel yoktur. Bu, öteden beri, gelmiş geçmişlere uygulanan Allah'ın sünnetidir. Allah'ın emri, belirlenmiş ve kesinleşmiştir. (Ahzab 33:38)

اسْتِكْبَارًا فِي الْأَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِ – وَلَا يَحِيقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ إِلَّا بِأَهْلِهِ – فَهَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ الْأَوَّلِينَ – فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَبْدِيلًا – وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَحْوِيلًا [٣٥:٤٣

Yeryüzünde büyüklendiler, kötülük planladılar. Halbuki kötü plan sahibine geri teper. Geçmişlere uygulanan sünnetden başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın sünnetinde bir değişiklik göremezsin; Allah'ın sünnetinde bir sapma göremezsin. (Fatır 35:43)

Bu ayetlerden 35:43 ayetine dikkat edelim, burada iki tür kullanım vardır. Bu kullanımlardan ilki, (سُنَّت الْأَوَّلِينَ) sünnetul evvelin/evvelkilerin sünneti şeklindedir. Evvelkilerin sünneti; bağlamdan kopuk olarak düşünürseniz iki şekilde anlaşılabilir. 1) Evvelkilerin uyguladıkları sünnet. 2) Evvelkilere uygulanan Allah'ın sünneti. Ayetin tamamını okuduğunuzda; burada, sünnetul evvelin denildiği halde; sünnetullah kastedildiğini anlayabilirsiniz.

O halde; burada verilen 5 ayette; toplam 9 sünnet kelimesi geçmektedir ve istisnasız tamamı Allah'ın sünneti anlamındadır.

b) 1 yerde (سُنَّتِنَا) sünnetina/sünnetimiz şeklinde geçer: 17:77 Burada da, kastedilenin Allah'ın sünneti olduğu açıktır.

سُنَّةَ مَن قَدْ أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِن رُّسُلِنَا – وَلَا تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْوِيلًا[١٧:٧٧

Senden önce gönderdiğimiz tüm elçiler için öngördüğümüz sünnet budur. Sünnetimizde herhangi bir değişiklik göremezsin. (İsra 17:77)

c) 3 yerde (سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ) sünnetul evvelin/evvekilerin sünneti şeklinde geçer: 8:38, 18:55, 15:13

قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُوا إِن يَنتَهُوا يُغْفَرْ لَهُم مَّا قَدْ سَلَفَ وَإِن يَعُودُوا فَقَدْ مَضَتْ سُنَّتُ الْأَوَّلِينَ [٨:٣٨

İnkar edenlere söyle: “Son verirlerse geçmişte yaptıkları bağışlanacaktır. Dönerlerse, daha öncekilerin sünneti geçerlidir.” (Enfal 8:38)

Bu ayette; öncekilerin sünneti olarak ifade edilen şey; Allah'ın bu konudaki sünnetidir. Nitekim, bir önceki ayete bakınca, bu anlama geldiğini görüyoruz. (Böylece Allah kötüyü iyiden ayırdeder, kötüleri üst üste koyup topluca yığar ve cehenneme yollar. İşte kaybedenler onlardır.) Öncekilerin sünnetinden kastedilen; Allah'ın eski kavimler için de uyguladığı, kötülerle iyileri ayırd etmesidir. Bu ayette geçen sünnet; sünnetullah ibaresi olmadığı halde; Allah'ın sünneti anlamında kullanılmıştır.

وَمَا مَنَعَ النَّاسَ أَن يُؤْمِنُوا إِذْ جَاءَهُمُ الْهُدَىٰ وَيَسْتَغْفِرُوا رَبَّهُمْ إِلَّا أَن تَأْتِيَهُمْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ أَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ قُبُلًا [١٨:٥٥

Kendilerine yol gösterici geldiğinde, halkı inanmaktan ve Rab'lerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan şey, öncekilerin sünnetinin kendilerine de gelmesini veya azabın açıkça karşılarına gelmesini dilemeleridir. (Kehf 18:55)

Bu ayette de, öncekilerin sünnetinden kastedilen; Allah'ın önceki ümmetlere gönderdiği mucizelerdir. İnsanlara yol gösterici geldiği halde, onlar öncekilerin sünnetini, yani geçmiş toplumlara verilen mucizelerin bir benzerini istemeleridir. Burada da kastedilen, Allah'ın sünnetidir.

لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ – وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ [١٥:١٣

Nitekim, ona inanmazlar. Kendilerinden öncekilerin sünneti de böyleydi. (Hicr 15:13)

Bu ayette geçen öncekilerin sünneti iki farklı şekilde anlaşılabilir. Öncekilerin inanmamasının; Allah'ın bu kavimler için belirlediği sünneti/kuralı olarak anlayabiliriz. Bize göre bu, en kuvvetli anlayıştır. Zira bir önceki ayet şu şekilde geçmektedir (İşte suçluların kalbine böyle sokarız) O halde; suçluların reddetmesi şeklinde kendini gösteren sünnet; aslında Allah'ın onlar için uyguladığı sünnetidir.

Bunu, evvekilerin uyguladıkları yol/yöntem anlamında düşündüğümüzde ise; ortaya şu çıkmaktadır. Kuran'da, her yerde Allah'a atfedilen sünnet terimi; tek bir yerde Allah dışındaki kişiler için kullanılmıştır, burada da; olumsuz bir kullanım vardır.

d) 2 yerde (سُنَنٌ) sünenun/sünnetler olarak çoğul formda gelmiştir: 3:137, 4:26

قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِكُمْ سُنَنٌ فَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ [٣:١٣٧

Sizden önce de sünnetler uygulanmıştı. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayıcıların sonunun ne olduğunu görün. (Al-i İmran 3:137)

يُرِيدُ اللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ – وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ [٤:٢٦

Allah size bunları açıklamak, sizden öncekilerin sünnetlerine sizi iletmek ve kendisine yönelişinize karşılık vermek ister. Allah Bilendir, Bilgedir. (Nisa 4:26)

Son sözüm şudur:

Hakiki Sünnet yolu ve Sünnet Ehilliği, Ehlibeyt ve Kur'an yoludur. O yol Muaviye ve Hz. Ali ayrımındaki, Ehlibeyt ve Emevi yolu ayrımıdır!.. O ayrım Hak ile Batıl'ın ayrımıdır! O ayrım SÜNNİLİK ile HAKİKİ SÜNNİLİĞİN (yani ALİ TARAFTARLIĞININ kısaca ALEVİLİĞİN) ayrımıdır.

Hakkı bu şekilde bulmuş ALEVİ ile SÜNNİ aynı NOKTA'DA buluşurlar. Diğerleri ise aslen kendisi EMEVİCİLİK olan fakat kendini SÜNNET YOLU VE SÜNNET EHİLLİĞİ (SÜNNİLİK) olarak tanıtan cehennem yoludur!..

O Alevi kapısına çarpı işaretleri atanlar da EMEVİLERDİR. Onlar sadece kendilerini SÜNNİ olarak lanse edip, peygamber sünnetini paramparça edenlerdir. Hakiki Sünnet yolunu Emevi yolundan ayıranlar HAKİKİ SÜNNİ OLACAKLARDIR. ALEVİLERİN DE TEK SAVAŞI BUDUR ZATEN!.. HAKİKİ SÜNNET EHİLLİĞİNİN ORTAYA ÇIKMASI İÇİN EMEVİLİK KARANLIĞINI EHLİBEYT NURU İLE YAKMAKTIR!..

Bu meş'ale bize "Namazda iken Zekat veren", Allah'tan ve Resulunden sonra ayette işaret edilen Velimiz Hz. Ali'den kalmıştır!..

Hak gelir ve batıl zeyil olur!..

Ey Sünniler! SÜNNETİN ASLINA DÖNÜN!
Ey Aleviler! SÜNNETİN ASLINA DÖNÜN!

İkinizin de görevi, islamı Emevi yalanından arındırmaktır!..

İkinizin de görevi: Noktasal yolu anlamak için çalışmaktır!..

İkinizin de görevi, o Alevi evlerinin kapılarını işaretleyen Emevi zihniyetine ve dış güçlerin Ajanlarına papuç bırakmamaktır!.. Bunlar tarikatçılık ve kendilerince yorumladıkları tasavvuf yolu bilgileri ile kitleleri kafalar, saptırır ve kullanırlar! Dış güçler bayılır bu işlere?!.. 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
error: Uyarı: Korumalı içerik !!