MUSTAFA HÜSEYİN USLUZOR YAZI

Ekonomide son veriler

         Ekonomimizin verilerine bakıldığında aşağıda kaydedilenleri görmekteyiz.

        Ekim/2022 ayı sonu itibariyle yap işletçi müteahhitlere ve yine T.C. Merkez Bankasınca tespit edilen politika faiz oranı ile  bankalara aktarılan paraların toplamı 268 Milyar TL’dir. Kasım/2022 ayı sonu itibariyle İstanbul ilinde, bir yıllık tüketici fiyatı artış oranı ise %’de 105 civarındadır.

Son 5 yılın bütçe açıklarına da bakıldığında ise: 2017 yılı bütçesinde açığı 47,4 milyar TL, 2018 yılı bütçe açığı 72,6 milyar TL, 2019 yılı bütçe açığı 123,7 milyar TL, 2020 yılı bütçe açığı 172,7 milyar TL, 2021 yılı bütçe açığı 192,2 milyar TL olarak artarak gerçekleşmiş ve 2022 yılı bütçesi ise 278,4 milyar TL olarak öngörülmüştür.

Enflasyonun tanımı kısaca, ülke nüfusunun talebi karşışında üretimin yetersiz kalmasıdır. Açıkçası, üretim eksikliği enflasyonun baş nedenidir. Buna, üretimin nüfusuna karşı yetersiz kalmasından “talep enflasyonu” diyoruz.

Diğer taraftan, üretim yapılırken, üretimin maliyetini etkileyen kalemler de vardır ki, bu da maliyet enflasyonunu ortaya çıkartır. Üretimin yapılmasında kullanılan işçilik, enerji, öz sermaye dışında temin edilen dış sermayeye ödenen faiz, yapılan üretimin tüketiciye taşınması/nakliyesi harcamaları gibi unsurlardır. İşte unsurlar enflasyonu, arda arda dizilen domino taşlarının birbirine çarpıp devirerek etkilemesi gibi büyüyüp gider.. 

Enflasyonu sosyal adalet yönünden, önemli bir tarifi daha vardır. Bu da, “Fakirden alıp zengine yedirme sistemidir. Çünkü, üretim yapanın kullandığı işçilik, enerji, dışardan temin ettiği sermayeye/borca ödediği faiz ve nakliye harcamalarının hiç birisini kendi cebinden karşılamaz; ürettiği malının üzerine yansıtır. Bu yansıtması da, sadece dışarıdan temin ettiği krediye ödediği faiz harcamalarının ürettiği mala yansıtmadır; bunun adı ise, “fakirden alıp zengine yedirme sistemi” dir.

Bütçe açıklarına gelelim: Günümüz dünyasında ekonomisi kuvvetli birçok ülkenin elbetteki bütçe açığı olacaktır. ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, Japonya gibi.. Fakat bir fark vardır ki, bu sayılan ülkelerin nüfuslarının büyüklüğüne göre bir şekilde üretimleri; ayrıca üretimlerinin yapıldığı tesislerini de yapan fabrikaları da vardır. Üstelik, sahip olduğu maden ve petrol kaynaklarını son ürün haline getiren fabrikaları gibi. Misalen ülkemiz, bor madeni yönünden dünyanın en zengin ülkesidir.  Ama, ülkeler arasında bor madeni “Üretiminin” yüzde seksene yakın payı ülkemizde iken; Amerika Birleşik Devletleri (ABD), bor madeni “Pazar” payının yüzde seksen yakınına sahiptir.

Çünkü bor madeninin son ürün haline getirilmesi ülkemizde yapılamamakta, neredeyse çoğunluğu, yıkanmış şekilde ihraç edilmektedir. Yine, süt ve gıda ürünlerinin üretimlerine de bakmak gerekir: Süt ve mamülleri ile hayvancılık üretimi yapan Hollanda, Danimarka, Fransa gibi. O nedenle, dünya ekonomisinin başlarında yer alan ülkelerin “bütçe açıkları da var”, bahanesi yanıltıcı olur. Zira, bahsedilen ülkelerin nüfusları başına yaptıkları üretimleri de önemlidir.

Son cümlemiz: Yazımızın başında sunulan veriler böyle iken, 2022 ilk 10 ayında 270 Milyar TL’ye yakın olarak ticarete aktarılan para, üretime ve üretim tesisi yapan fabrikalara harcansa idi, nasıl olurdu?

Bunun cevabını da okuyucuya bırakıyoruz. 

Arkadaşlarınızla paylaşın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
error: Uyarı: Korumalı içerik !!

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için lütfen reklam engelleyicinizi kapatınız.