NEDİM ALİ KISAOĞLU

AŞK’A VE AŞIKLARA DAİR -2-

    APTALIN SEVGİSİ

Ormanda bir ayıyı büyük bir boğa yılanı yakalar ve belinden sararak sıkıştırmaya başlar.

 Ayı can havliyle feryad eder. O sırada ormandan geçen bir adam ayının bu halini görür ve kılıcını çekerek yılanı ikiye böler. Ayı da ölümden kurtulur. Ayı artık adamın peşini bırakmaz. Kendisine yapılan iyiliğe karşılık, adamla dost olmak, hizmetinde bulunmak ister. Adam kaç kere, ayıya peşini bırakmasını söylerse de, ayı vazgeçmez, sadık bir köpek gibi evinin önünde bekler. Konu komşu adama ‘’Yahu ayının dostluğuna güven olmaz. Ahmağın dostluğu düşmanlıktan beterdir. Nasıl olursa olsun, hemcinsini bırakıp ayıya güvenme. Def et gitsin’’ derlerse de adam ’’Beni kıskanıyorlar, ayı gibi güçlü kuvvetli bir yardımcım var, çekemiyorlar. Herhalde birbiriyle sözleştiler de hep ayının vefasızlığından dem vuruyorlar.’’ diye söylenenlere aldırmaz. Bir gün ayı ile birlikte, ormana odun kesmeye giderler. Bir süre çalışırlar. Adam, biraz dinlenmek üzere bir ağacın gölgesine uzanır. Ayıda baş ucunda bekçilik eder. Bu sırada, bir sinek, adamın yüzüne konar. Ayı, efendisine iyilik olsun diye sineği kovalar. Sinek havada bir daire çizdikten sonra, tekrar adamın yüzüne konar. Ayı ne kadar çalıştıysa sinek bir türlü uzaklaşmaz. Ayı büsbütün kızmıştır. Sineği öldürmekten başka çare yok, diye düşünür. Koşarak gider, değirmen taşı gibi kocaman bir kaya parçasını yüklenir. Sineği öldürmek maksadıyla, taşı olanca kuvvetiyle efendisinin yüzüne indirir. Taş adamın suratını parça parça eder.

Küçük bir şerh: Aptalın sevgisi şüphesiz ayının sevgisi gibidir. Kini sevgidir .Sevgisi kin…Ahdi gevşek vefası zayıf ve bozuk. Ant içse bile inanma. Eğri sözlü bir adam, sözünü de bozar.

Onun nefsi beydir aklı esir. Farzet ki yüzbinlerce defa söz vermiş olsun.

          VEHİM, AKLIN FELAKETİDİR

Bir okulun öğrencileri, hocalarından bıkmışlar, çalışıp çabalamadan usanmışlardı. Sokakta oynamaya can atıyorlardı. Düşünüp taşındılar. Ne yapıp yaparak, hocalarını bir süre için de olsa okuldan uzaklaştırmaya karar verdiler. İçlerinden küçük, fakat cin gibi zeki olan birisi : –Arkadaşlar, dedi. Hocamızın hiç hastalandığı yok. Bir kaç hafta hastalansa da bizde rahat etsek. Hocamız hasta olmalı. –Bu nasıl olur? Dipdiri adam hasta olur mu? dediler. Küçük öğrenci: -Olur. Ben bir tuzak düşünüyorum. Yarın sabah sınıfa ilk giren arkadaş, Hoca ya ’’Hocam, hayrola! Benzinizi sararmış gördüm. Rahatsız mısınız? Geçmiş olsun.’’ diyecek.

Daha sonra gelenler de teker teker Hoca’ya geçmiş olsun diyerek, yüzünün solgunluğundan, üşütmüş olabileceğinden bahsedecekler. Hoca, bu sözlerden elbette vehme düşer. Gerisine karışmayın. Çocuklar aralarında anlaşırlar. Ertesi sabah, sınıfa ilk giren öğrenci:

-Hayrola hocam! Geçmiş olsun. Yüzünüz sapsarı rahatsız mısınız! der. Hoca:

-Saçma. Hasta falan değilim, geç yerine otur diye sertçe cevap verir. İkinci, üçüncü çocuk sınıfa girdikçe Hoca ya ‘’geçmiş olsun’’ diyerek yüzünün sapsarı olduğunu söylerler. Hoca’ yı bir vehim alır. Kendi kendine:

–Bizim hatunun zaten aklı başında değil. Yüzümün solgun olduğu vücudumun titrediğini nereden bilecek. Onun derdi ben değilim ki. Kendi güzelliğinden, kendi cilvesinden başka neyi düşünür, diye söylenmeye başlar. Bu sırada çocuklar derslerini, büyük bir gürültüyle tekrara başlar. Hoca vehim içinde bu gürültüden başı kazan gibi evinin yolunu tutar. kapıyı açan karısına: ’’Behey karı! Kör müsün? Halime bir baksana. şu yüzümün sarılığını herkes gördü de sen görmedin. Yabancılar bile derdimle ilgileniyor, sen evimin içinde bana düşmanlığından yanıp yıkıldığımı görmüyorsun. Tez yatağımı yap, hastayım ben.’’ Kadın:

-A hocam, senin bir şeyin yok, istersen ayna getireyim yüzüne bak. Bu halin bir vehimden ibaret dediyse hoca:

–Vücudum tir tir titriyor görmüyor musun? Başımın ağrısı yeter bana git yatağımı aç. Karısı çaresiz yatak yapar. Hoca oflayarak puflayarak kendini yatağa atar. Başını sarar, üst üste birkaç yorgan örtünür.

Çocuklar sevinç içinde evlerine dağılırlar. Anneleri çocuklarının böyle erkenden dönmelerine şaşırır ’’Ne oldu’’ der. Hocamız hasta, yatağa düştü ,okulda tatil oldu derler. Derken hocanın evine akın başlar. Hoca üst üste yorganların altında kan ter içinde kalmıştır.

–Geçmiş olsun hocam, bu iş nasıl oldu, vallahi hiç haberimiz yok diyenlere:

–Benimde haberim yoktu bereket çocuklar haber verdi. Meğer ne ağır hastaymışım da farkında değilmişim, cevabını vererek kendini hasta olduğuna inandırır.

MESNEVİ Şerhi: Aklın afeti vehimdir, zandır. Vehimden gelen korkuya iyice dikkat et, vehimin kötülüğünü anla.

 

                               SERÇENİN AVCIYA ÖĞÜDÜ

Avcının biri bir tuzak kurmuş, bir serçe avlamıştı. Serçeyi avcuna aldı. Serçe tam bu sırada dile geldi. Avcıya dedi ki: –Ey avcı. Sen bunca zaman koyunlar, sığırlar yedin. Bunlarla doymadın da benim birkaç dirhemlik etimle mi doyacaksın? Beni bırak, karşılığında sana faydalı 3 öğüt vereyim. Bu öğütlerden birini avcunda, ikincisini şu karşıdaki damın üzerinde, üçüncüsünü de ağaçta söyleyeceğim. Avcı: ’’peki’’ dedi. Serçe ilk öğüdü verdi:

–Olmayacak şeye, kim söylerse söylesin, inanma. Avcı ikinci öğüdü dinlemek için serçeyi bıraktı. Serçe dama kondu, ikinci öğüdünü söyledi:

–Geçmiş gitmiş şeyler için gamlanma. Fırsatı kaçırdınsan üzülme. İçinde bulunduğun vaktin değerini bil. Pişmanlıkla vakit geçirme. Sonra ilave etti. :

–Ey avcı, benim karnımda on dirhemlik paha biçilmez bir inci vardı. Seni de senden sonrakileri de ihya ederdi. Yazık, kısmetin değilmiş, elden kaçırdın bu incinin dünya da başka bir eşi bulunmaz. Avcı:

–Ah! Ne yaptım, neden Salı verdim? diye, dövünmeye ağlamaya başlamıştı. O zaman serçe:

–Yahu, ne bağırıp çağırıyorsun. Ben sana “ Geçmiş gitmiş şeyler için gamlanma. Fırsatı kaçırdınsa üzülme’’ diye öğüt vermedim mi? Sonra sana yine demedim mi:’’ Olmayacak şeye, kim söylerse söylesin, inanma’’diye. Sen ne aptal adammışsın. Ben kendim üç dirhem gelmem. Nasıl olurda karnımda on dirhemlik inci bulunur.

Avcının aklı başına gelmişti. Karşısında kendisi ile alay eden zeki kuşa :

–Peki üçüncü güzel öğüdün neymiş. Onu söyle de git! Serçe duvardan atlayarak karşıdaki ağaca kondu. Alaylı bir dille.

–Allah için ilk öğüdümü tuttun da üçüncüsünü mü tutacaksın? Boş ver, vaktimi alma.

Diyerek gökyüzüne kanat açtı. Avcı dona kalmıştı.

MESNEVİ: Uykuya dalmış bilgisiz kişiye öğüt vermek, çorak yere tohum saçmaktır. Aptallık ve bilgisizlik yırtığıyama kabul etmez. Ey öğütçü, ona hikmet tohumunu saçmadan önce, yamasız yırtıksız hale getir.

İşte Mesnevi’den birkaç örnek sadece bu menakıpları ve şerhlerini özetlemeden yazsaydık, menakıplara yetmiş seksen sayfa ayırmak gerekirdi. Bu aciz kul bu kadar anlayıp söyledi. Allah’ın aşk cevherinden yaratıp dünya gurbetine gönderdiği, insanların ilk vatanlarını özleyişin adıdır. ’’AŞK’’. Hz. Peygamberi bilmenin, yoluna yüz sürmenin adı AŞK. Hoca Ahmet Yesevi’den, Feridüddün Attar’dan, Yusuf Hemedani ‘den, Arslan Baba’dan ,Hz.Mevlana’ lardan Yunus Emre’ lerden, Niyazi Mısri’lerden ve bütün büyüklerimizden şunu öğrendik. Allah’a hayırlı bir kul, Kur-an’ın hizmetkarı, Hz.Peygamberi sevebilmeyi irfan yolumuzu aydınlatarak işlerimizi kolay kıldıkları için Cenab-ı Mevla’dan sonsuz rahmet diliyorum. Şeyh Galip büyüğümüzün dediği gibisiniz, Efendim.

‘’Kulunum ben, sen efendim! Saygınlığım varsa cihanda sendendir.

Adım sanımın bilinmesi aşk bahsinde, aşıklar arasın da, o da senden.

Ömrümün bereketisin benim; yürüyen ruhumsun.

Ömür sermayemde varsa eğer zerrece kârım, sendendir.

Ahmed’sin sen Mahmud’sun efendim, Muhammed’sin iki cihan sultanısın efendim!’’

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için lütfen reklam engelleyicinizi kapatınız.
error: Uyarı: Korumalı içerik !!