OSMAN ÇATALOLUK

Benden İkinci Bir Çerkes Ethem ÇIKMAZ!

Tarihler 15 Şubat 2018’i gösteriyordu. Bir arkadaşımın davetiyle Düzce Üniversitesi’ne gittik. Bir moleküler genetik çalışmanın alt yapısını hazırlamak için…

Gitmeden evvel Türk Sözü ve Söz Gazetesinin çaresiz banisi değerli dostum ağabeyim Reha Ören Beyefendiyi aradım, “Ben Adapazarı Düzce Hendek hattında olacağım bir diyeceğin var mı?” dedim.

“Adapazarlı Şemsi’yi gör selamımı söyle, derdi neymiş sor bakalım,” dedi.

“Şemsi kimdir?” demeye kalmadan, “Türklüğün Ankara’daki Adapazarlı Abaza fedaisini nasıl unutursun yahu,” dedi. Sesimi çıkaramadım, sustum. Tamam ağabeyim dedim ve birkaç kelamın ardından telefonu kapattık, düştük yollara.

17 Şubatta Düzce’de idik, işi bitirdik, tam Tokat’a döneceğim, aklıma Şemsi geldi, Abaza Şemsi.

Telefon ettim.

Ahizenin ucundaki ses, “Buyrun kimi aramıştınız,” sorusunu yöneltince bir ara bocaladım.

“ehem… Bendeniz… “

“Gardaş Reha’nın Osmanı mısın?” deyince bir rahatladım ki o biçim. “He Ağam ben oyum,” dedim.

“Nerdesin?” dedi.

“Düzce’deyim,” dedim.

“Bir yer söyle de buluşalım olmaz mı?”

“Şemsi Ağabey, terminale gelebilir misin?” diye sordum.

“Hay hay, yarım saate oradayım,” dedi, “yolcu salonunda bekle!”

Yarım saat sonra Şemsi Ağabey göründü. Yolcu salonu üst katta idi ve loş ışıklarda benzinin yılların verdiği solgunluğu yıpranmışlığı daha da bir belli oluyordu.

Yanında bir adam vardı. Belli ki yardımcı olarak yanında duruyordu. Şemsi Ağabeyin yüzeysel nefesi sanki KOAH hastası gibi bir görüntü veriyordu.

Selamlaştık.

Şemsi : “Osman sen misin?”

Ben, “Evet, benim ağabeyim,” dedim.

Şemsi: “Reha sana çok güveniyor.”

“Eksik olmasın teveccühüdür,” dedim.

Şemsi: “Bu söyleyeceklerimi bire bir anlatacaksın, sakın unutma!” diye emretti.

“Tamamdır, o konuda endişen olmasın,” dedim.

“Tama üç defadır, buralara Ankara’dan ehemmiyetli birileri geldiler.” “Bildin mi kim bunlar?”

“Bildim ağabeyim,” dedim, “Dertleri neymiş?” diye sordum.

“Dertleri büyükmüş,” dedi.

“Neymiş bu büyük dert?” dedim.

Bir soluklandı ve yavaşça, “Abaza-Gürcü Federasyonu kurmak isterler! Dedi. Derken de sağa sola baktı. Sanki söylediğinden utanmış gibi bir hisse kapıldım. Ama duyduğum öyle garipti ki

“Ne?” Demekten kendimi alamamıştım.

“Abazalarla Gürcüler biri birlerini hiç sevmezler ki!” dedim gayrı ihtiyari.

Şemsi: “Evet, ama burası Türkiye ve Türkiye 2020 sonunda yenideğn yapılanacakmış!”

“Sana bunu böyle mi söyledi” dedim.

Şemsi ilk önce katıla katıla güldü. Öyle güldü ki sinirim bozuldu. “Yanlış bir şey mi söyledim, neden bu kadar güldünüz?” Demekten kendimi alamadım.

Şemsi: “Yok dedi sana gülmedim, adamların söylediğine gülüyorum hala.”

“Ne söyledi?”

“Abhaz prensi II. Theodosius ile Esther’i bilmez misin, şimdi onları yeniden birleştireceğiz, 1200 yıl sonra,” dedi.

“Haaa, şimdi işin rengi değişti işte!” dedim

Şemsi: “Ne değişti?” dedi bütün ciddiyetini takınarak.

Değişen şu ki bu bir Gürcü-Abaza İttifakı değil, düpedüz Yahudi başkaldırısı olacak !” dedim.

Şemsi inanmaz gözlerle: “Sen nereden biliyorsun?” diye söyledi.

“Bu hesaplı kitaplı olmalı” diye cevap verdim… “Hesaplı kitaplı zira Adarnase’nin kızı Esther’dir. Ve O Abazaların arasına Yahudiliği sokan ailenin kızıdır” dedim.

“Yani?”

“Ankara’dan gelenlerin bir bildikleri vardır herhalde,” dedim. Dediğime kendi de inanmadı ama bana üç defa da aynı cevabı verdiğini söyledi.

Verdiği cevap şu imiş: “BENDEN İKİNCİ ÇERKEZ ETHEM ÇIKMAZ, BU TOPRAKLARA İHANET ETMEM!”

Bilal Erdoğan bu günlerde TV’lerde arz-ı endam edip Arap Harflerini söylediğinde Allah rahmet eylesin Şemsi Ağabey geldi aklıma…

Belki bu konuda da bizi aydınlatır, bilemeyiz…

Adamın bir bildiği var ki bu günlere geldik yokluğa demir attık…

Kimbilir?

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
error: Uyarı: Korumalı içerik !!