REHA ÇETİN YURDAER

Kendinizi ne kadar değiştirebilirsiniz?

Kendinizi ne kadar değiştirebilirsiniz. Bir düşünün mesela. Yada en son ne zaman sizin için önemli bir değişiklik yaptınız hayatınızda. Mesela alışkanlıklarınızdan birini değiştirebildiniz mi. Ya da bir süre bir alışkanlığınızı erteleyebildiniz mi hiç. Sürekli oturduğunuz koltuktan başka bir koltuğa oturdunuz mu evinizde yada iş yerinizde. Yeme biçiminizi, sürekli kullandığınız elinizi, ne bileyim mahallenizi mesela değiştirdiniz mi hiç. Değiştirdiyseniz, neler hissettiniz, yeni duruma alışmanız ne kadar sürdü mesela.

            Çocukken kuşdili diye uydurduğumuz bir dille anlaşmaya çalışırdık birbirimizle. Arkadaşlar arasında keyifli bir oyundu. Her hecenin sonuna aynı takıyı ekleyerek konuşmaya çalışırdık. Buna kuş dili derdik. Beceremezdik, gülerdik, eğlenirdik birbirimizle. Sonra da vazgeçerdik bu oyundan, zor gelirdi oynamak, sıkılırdık. Denediniz mi bilmem. Bir gün evinizde farklı ama dünyada hiç olmayan, sizin bulacağınız bir dille konuşmayı deneyin ev halkıyla. Bakalım nasıl bir söyleşi çıkacak ortaya?

            Öğretilerinizi hiç değiştirdiniz mi? Aileden gelen öğretilerinizden bazılarında, yaşadığınız toplumun dayattığı öğretilerden bir kısmında yada inanç sisteminizde ufak da olsa bir değişiklik yapmayı deneyin. Başaracak mısınız?

            Aile içerisinde paylaştığımız görevler vardır öğretilere göre. Kadının yani annenin yaptığı, erkeğin yani babanın yaptığı, çocukların üstlendiği görevler vardır. Görev değişimleri yapın bir gün. Bakalım kolay olacak mı?

            Siz, kaç münazaradan galip ayrılabildiniz bir sorgulayın lütfen. Ya da kaç kavganın kazananıydınız? Hayatınızda en büyük mücadelenizi ne için ve kim yada kimlerle yaptınız?

             Ya kaç kitap okudunuz tüm yaşamınız boyunca? Kabaca bir sayı bulun.

            Peki bir başkasını değişim için ikna ettiniz mi hiç? Bu eşiniz, kardeşiniz hatta çocuğunuz olabilir. Nasıl tepkiler aldınız yada deneseniz nasıl tepki verirler? Bunu bir oyun olarak ve kısa süreliğine yapmak istediğinizi söyleseniz bile, değişim için size katılmaları ne kadar süre alır?

            Şimdi diyeceksiniz ki bunlar da nereden çıktı. Ne alaka?

            Çok alaka dostum. Bir adamdan bahsetmek istiyorum. Onun yaptıklarını içselleştirmemiz için gerekli bu soruların derinliklerine varmak.

            Zafer haftasındayız. Bir milletin doğuşunu destanı bu haftada saklı. Ve o destanın yazarı, lideri, en ön saftaki kahramanı Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha saygıyla anıyoruz bu hafta.

            Öyle bir lider ki O, hem kendini, hem de yaklaşık 13 milyonluk bir milleti değişime ikna etmiş ve değişim başarılmış. Hem de olağanüstü çabuklukla. Yaklaşık diyorum nüfusa çünkü ilk resmi nüfusumuz 1927’de yapılmış ve 13 milyon 649 bin 545 kişiymiş nüfusumuz. Daha önceki nüfus da ona yaklaşıktır diye düşünüyorum.

            Tüm bu değişimleri detay detay tarihçilerden, sosyologlardan, eğitimcilerden ve daha birçok meslek uzmanından öğrenebilirsin yada öğrenmişsindir zaten. Ben bu detaylara girmeyeceğim, işim değil. Dikkat çekmek istediğim çok kısa sürede milyonlarca kişide yapılan olağanüstü değişim, çağdaşlaşma. Mesela 1 günde yapılmış dil devrimi ve tüm ulusun dili, harfleri, söylemi, yazımı değişmiş. Kadının önemi ve etkinliği desteklenmiş. Yönetim biçimi, devlete bakış, millet olma, adalet sistemi, ekonomi, para çok kısa bir zamanda değişmiş. Para deyip geçme. 7 düvelle göğüs göğse yaptığımız savaşlar süresince enflasyon tamamen korunmuş. Bir düşün, şimdi dünyanın bir ucundaki bir ülkenin bizle ilgisi olmayan bir ülkeyle gerginliği bile enflasyonu, parayı allak bullak ediyor. O yıllarda savaşı dünyaya karşı biz yaptığımız halde, tüm neredeyse bize saldırırken enflasyonu koruyabilmiş o lider.

            Dini devlet işlerinden ayırmış. Bu devlet yönetimine katkı sağladığı gibi dini inancın gücüne de aslında çok olumlu katkılar sağlamış. Laiklik ilkesiyle mana ve madde kendi özüne dönderilmiş. Hem toplumsal ahlak, hem Tanrıya yönelim berraklaştırılmış.

            57 yıllık yaşamında 4000 kitap okumuş. Her karış toprağını gezmiş vatanın ve her cephede savaşmış. Ekipler kurmuş, yerel liderler yaratmış. Çok sevilmiş. Onun zamanında yaşayanlar daha çok sevmiş onu. Çünkü yaşamışlar mucizeleri, bize hikaye gelse de onlar Atatürk’le birlikte yaşamış bu değişimi.

            İşte o yüzden kendimizi onunla kıyaslamak adına küçük birkaç denemeye davet ettim seni.

            Bakıyorum da şimdi. Söylemler gürültülü. Öven var, yeren var. Atatürk’ü seven var sevmeyen var. Sen de seversin yada sevmezsin. Bu senin ve onun frekans uyumuyla ilgili bir şey. Buna karışamam.

            Fakat şu bir gerçek ki; seven sevmeyen, beğenen beğenmeyen herkes Atatürk’e SAYGI duymalı. Başarılan olağanüstü mucizeyi fark etmeli, inkar etmemeli. Ancak bu şekilde yıpranan toplumsal ahlakımız ve birbirimize güvenimiz yeniden güçlenebilir. Ancak bu şekilde yeniden çağdaş ve refah içerisinde bir millet olduğumuz gerçeğini kavrayıp gelişebiliriz. İçimizdeki cevher, genetik gücümüz, enerjimiz ve inançlarımızla layık olduğumuz düzeyde bir yaşam standardına ulaşabilir ve standardımızı daha da geliştirebiliriz.

             Atatürk’ü sevmek tabii ki muhteşem bir olumlu frekans yaratacak hepimizde. Fakat bunu başaramıyorsak bile topyekün saygılı olmayı becerebilmeliyiz.

            Yazıktır ki, O’nun kurduğu bu devlette, O’nun bilinçlendirdiği bu milletin arasında, O’nun kurduğu sistemin bölümlerinde bulunup da O’nu fark edemediğini belli edenlerimiz hala mevcut.

            Bu zafer haftasının ilerideki yıldönümlerini, daha farkında bir millet olarak, daha yüksek standartlar içerisinde kutlamayı diliyorum.

            Yüce atam, Mustafa Kemal Atatürk’e en derin sevgi ve saygımı tüm benliğimde hissediyorum.

            Sevgilerimle

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için lütfen reklam engelleyicinizi kapatınız.
error: Uyarı: Korumalı içerik !!