KÜLTÜR SANAT

Neslihan Dağlı ile Seçkin Şiirler’de Veysel Çolak

Merhaba sevgili okur,

Bu haftanın şair konuğu sevgili Veysel Çolak, 22 Ağustos 1954 yılında Rize’nin İkizdere ilçesine bağlı İkizdere-Cevizlik köyünde dünyaya gelmiştir

İlk ve orta öğrenimini Turgutlu’da tamamlayan Veysel Çolak, 1977 yılında Diyarbakır Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü, 1992 yılında DTCF Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirmiştir.

1969′ yılında İzmir’e yerleşti. 50 yıldır İzmir / Karşıyaka’da yaşıyor. Uzun yıllar edebiyat öğretmenliği, öğretim Üyeliği yaptı.

İnsana ve şiir sanatına inanıyor.

Şiir Kitapları:

Terin Yaktığı Bir Yaradan (1978), Günlerin Yağmurunda (1980), Aşkolsun (1982), Fotoğraf Arkalıkları (1985), Ötesi Yar (1985), Ölüler Diyaloğu (1988),Umut Aşktadır (1993), Buz ve Ateş (1994),Aşkın La Sesi (1995), Güzel Suç (2000),İkizim Sevgilimdi (2000, Giz ve Yara / Toplu Şiirler 1 (1996), Kalbim Hoşça Kal / Toplu Şiirler II (1996), Mürekkep Zamanlar (2005), Birkaç Kuş Birkaç Anı (2008),Amacımız Aşk, (2010), Hayata Resimaltı, (2011), O Zaman Bitti, (2013), İki Karanlık Arasında, (2014), Dünyaya Bir Karşılık (2016), Kan Kırmızı Hayat (2018), Kalbim Taraf Tutuyor (2019), Şimdi İsyan! Şimdi Ateş! (2020), Buna Aşka Demeli (Toplu Şiirler I), Yara İçinde Yara (Toplu Şiirler II), İnsan Denen Cehennem (2021), Ölümcül Aşklar Tarihi (2022), İçimde Dolaşan Hançer (2023)

İnceleme / Eleştiri / Araştırma Kitapları:

Edip Cansever’de Şairin Kanı (1997), Mürekkebin İçtiği Ses (1999), Yabancılaşma ve Öteki Şiir (1999), Şiir Çıplak ( 2004), Dikkat! Şiir… (2009), Yansımanın Gerçeği (2009),Şiir Nedir ve Nasıl Yazılır? / Yaratıcı Yazma Dersleri (2011),Şiirden Önce / Şiirden Sonra (2011),Nâzım Hikmet’in Şiirlerinde ‘İnsan Manzaraları’ (2011), Bir Şiire Nereden Girilir? / Şiir Sanatı Üzerine ( 2016 ), Türk Şiirinin Arabı (1999-2010), (2018),Yasaklanmış Şiirler (2018), Şiir Diyalektik Değilse (2019), Türk Şiirinde Marksist Eğilim / 1970’li Yıllar (2019), Som Şiiri Aramak (Şiir Sanatı Üzerine) (2020),Yazdığını Yaşamak (2020), Şiirin Gizlisi Çok (2021), Sosyoloji Politika Şiir (2021), O Şiiri Neden Yazdın (2021), Şiir Ama Nasıl (2021)

Deneme Kitapları:

Milhan’a Mektuplar, (2010), Bir Kente Nereden Girilir / Halkapınar (2010), Kedisi Gece (2014), Paradokslar / Elveda İnsan (2022), Kanımla Derime Yazdım (2022), Yara Oldu Kaldı (2023)

Çocuk Kitabı:

Sen Balık mısın? (1979)

Hikâye:

Üç Kurşun Sesi (2023)

Roman:

Cinselliğin Kahkahası (1999 )

Derlemeler:

Şiirin Dışında Üşürsünüz (2004),Yazı Üzerine Yazı (2005), Şiirin Kıyı Dili (2005), Bir Şiirin İçi (2013)

Şiir Artık Vatanım (2014), Yeni Bütüncü Şiirin Manifestosu ( Aslıhan Tüylüoğlu ile birlikte, 2021),

Usta Şairlerin Poetikaları Üzerine Söyleşiler (Aslıhan Tüylüoğlu ve Hatice Eğilmez Kaya ile birlikte, 2021)

Hazırladığı Yıllıklar:

2002 Şiir Yıllığı, 2003 Şiir Yıllığı, 2004 Şiir Yıllığı, 2005 Şiir Yıllığı / Şairin Şiir Yüzü, 2006 Şiir Yıllığı / Toplumun Şiir Yüzü, 2007 Şiir Yıllığı / Şair Vur Kendini, 2008 Şiir Yıllığı / Her Şiir Öncekine İhtilâl,

2009 Şiir Yıllığı / Şiir Şaire Bırakılamaz, 2010 Şiir Yıllığı / Şiir Denilen Cehennem.

Ödülleri:

1974 Milliyet Sanat Dergisi “Yılın En Başarılı Genç Şairi” ödülü, 1979 Almanya 2. Uluslararası Çocuk Kitapları Fuarı İyi Çocuk Kitabı (İkincilik), 1985 Rıfat Ilgaz Şiir Dalı Ödülü (İkincilik), 1992 Çankaya Belediyesi ve Damar Edebiyat Dergisi ,1. İlkbahar Şiir-Öykü Yarışması (üçüncülük),1989 Halil Kocagöz Şiir Ödülünü (Birincilik), 1993 Tariş 80. Yıl Edebiyat Ödülleri (birincilik;), 1996 Sabri Altınel Şiir Ödülü  (Birincilik), 1995 Altın Koza Karacaoğlan Şiir Ödülü (Birincilik), 1995 Ali Rıza Ertan Şiir Ödülü (Birincilik),

1999 E Dergisi Eleştiri Büyük Ödülü (Birincilik),2000 Behçet Aysan Şiir Ödülü (Birincilik), 2000 Orhon Murat Arıburnu “Turgut Uyar Jüri Özel Ödülü”, 2008 Yunus Nadi Ödülü, (Birincilik), 2008 M. Sunullah Arısoy Şiir Ödülü (Birincilik), 2004 Homeros Emek Ödülü, 2007 Homeros Şiir Onur Ödülü,40. Yıl Şiir Emek Ödülü (2012), 25. İzmir Tüyap kitap Fuarı Onur Konuğu, onur ödülü (2020)

Poetikam, Manifestom:

Kendini Biriktiren Bireyin Şiiri

Günümüz, mal fetişizminin insani olan her şeyi, tarihin en yıkıcı köletanrısı olan parayla an be an değişime zorlayışına tanıktır. Emeğin binlerce yıllık ürünü olan birey, o sonsuz somutluğuyla her yüz yüze gelişinde, kendinden uzaklaşarak, nesnesinin biraz daha tutsağı olmaktadır: Milyonlar, ekmekte billurlaşan ter ve hünerini, ona tek tek baktıkça kokusu ve tadıyla kendileri oluşunu tanıma yeteneğinden yoksundur. Çünkü karşılarına on binlerce ilmekle düğüm olmuş hayatın bin bir ayrıntısıyla dayatılan sonuç, paranın “mutlak güzelliği”dir.

İnsan, emeği ve her biçimdeki yaratma yeteneğiyle bu köle tanrıya zincirlidir. İnsanı birey ve toplum olarak bütünüyle teslim alma tutkusunun peşinde saatini son kez kuran kapitalizm, bireyin özgür, asi ve yalnızca üretme – yaratma güzelliğine uyumlu bütünlüğünü parçalayarak her türlü alçalmaya doğru çürütüyor, koparılmış zekâ ve yüreğiyle saçmalıklar silsilesine kilitliyor. Bireyleşme sürecinden tekdüzeliğe ve insanilikten yalıtılmış, birbirini sürekli yineleyen, anlamını yitirmiş ayrıntıların hücrelerine kapatılmış insan, toplumsal bütünlüğün diyalektiğinden alıkonmuş olarak, yalnızlığa ve kendi ben’inin üstünlüğüne inandırılarak yozlaştırılıyor…

Günümüz, birey ve toplum olarak, özgürlüğü insanın kurtuluş ereğinde gerçekleştirmenin de güzelliğine tanıktır. Zekânın ve yüreğin, biricik üretici ve yaratıcı özneye, insana; onun sonsuz diyalektiğini gerçekleştirme yeteneğine inanmak bir gelecek sorunudur. Buradan bakınca:

Şiir, paranın büyüsünü bozmaya adanmış zekânın lirizmidir.

Günümüz, insanın günübirlik politik “doğru”larla çarçur edilişini ya da buzul politikalara devralınmasını yaşıyor. İnsanın politikadan sonra geldiği, yedeklendiği bir politik ortam, insaniliğini yitirmiş ve saplantılar hurdalığına dönüşmüştür. Emek süreçleriyle girilebilecek ve ancak böylelikle insanın safında yer alabilecek politik deneyimlerden kaçıldığı yerde, emeğin demokratik zorunun yükselişi korkuların en büyüğüdür. Bireyin kitlesel düzeyde kendini yaratmasının etkin ortamı olarak insanileşmiş politik özün, bu gerçekliğe basıp geçen kabullerle çetin savaşı, gündemin sıcak ilkesidir: İnsanî deneyim ve bilinçliliğin politik ön kabullerin buzullarına çarpmadan ilerleyeceği bütünsel eylem programı, devrim ve dönüşümün yaşamda mevzilenen örgütlülüğü…

Şiir, politikayla barışık olmayan insani politikleşmedir.

Günümüz, bireyin tarihsel özgürleşme ereğinden ve bu uğurda bin nice güzelliğinden kovuluşunun kötü fotoğrafıdır. İletişim araçlarının gözaltı barbarlığı, insanı tarihle çelişkisinden ve tarihi gerçekleştirme bilincinden çalarak, kendisi ve dünya karşısında katılaşmaya zorluyor. İnsanın hiç bilmediği bir uçtaki dostu ya da düşmanına tarihteki hiçbir dönemde duyamayacağı yakınlık ya da uzaklığı tersine çevirerek tepkisini boşaltıyor. Dünyadan atılmışlık ve kaçış duygusu, bireyi tragedyasından yüz çevirmeye, sürüleşmeye zorluyor. Açlık ya da tokluk, sevgi ya da kavga, insanilik ya da işkence, savaş ya da barış, ölüm ya da hayat karşısında tragedyası olmayan birey, toplumsal bütünlüğünü yitirmeye yazgılıdır: Kendisi ve var olduğu toplum için hiçbir özveriyi üstlenemeyeceği bir çözülüşü yaşamaktadır. Tragedyanın varlık nedeni ve aşılma ortamı, tarihsel bütünlüktür. Bireyin tarihsel örgütleşme süreci, işte bu bütünlükte yaşanan sonsuz tragedyalar diyalektiğidir; tragedyasından çalınmış birey ona geri döndürülmeli, her türlü insani eylem bireyin tragedyasında somutlaştırılmalıdır.

Şiir,  tragedyasında yetkinleşen bireyin diyalektiğidir.

Günümüz, insani özün kireçlenmeye ve tıkanıklığa geriletilmesiyle yüz yüzedir. İnsanın yaratıcı etkinliği, yeniden üretimin on binlerce tekrarında tüketilirken, bilimsel ve teknolojik ilerleme, insanın biricik boyutu olarak göklere çıkartılıyor, pragmatizm tek yaşam biçimi olarak ömür boyu kutsanıyor. Oysa insani özün gereği, Amerika’nın keşfi değil, Hamlet’in yaratılmasıdır. Bilim ve teknik, insani özün aracı, sanat amacıdır: Yaratma süreci, bu özün yetkin eylemidir. İnsanın doğayla ve kendi doğasıyla savaşmasını aştığı özgür bilincin pratiğidir.

Şiir, öz demek olan yaratma sürecinin etkinliğidir.

Günümüz, tarihin ve geleneğin nostalji ve hobiyle giderilme çarpıklığında bocalıyor. Bu, insanın tarihten savruluşunun gizlenmesidir. Tarih ve gelenek, bugünü anlamak ve kurmak, geleceği yükleniş, geleneğin içinde doğrulan bir karşı çıkıştır. Bugünkü insan, geleneğin içinde birikir ve geleneğin elverdiği boyuttaki bugündür. Tarih, bugüne insan için birikmesi ve geleceğe elvermesiyle vardır. Yeni olan, tarihten gelerek tarihe biriken insaniliğin gerçekleşmesidir.

Şiir, yenilikte geleneği de sırtlayan süreklilikte kendine birikmedir.

Günümüz, güncellik adına kayıp gidişin, yenilik adına yufkalığın kutsanmasıyla lekelidir. Hayatın karşımıza çıkardığı binlerce olayın görünüşteki sırasızlığı, sonu gelmeyen karmaşa, bitip tükenmez telaş, özgür ve zorunlu olanın çelişkiler bütünlüğünden sıçrayan özdür. Derinliğiyle buluşmayan ayrıntı, burjuva yanılsamasıdır. Dağınıklığın özündeki sürekliliğin gizi, yaşamın örgütlülüğünde saklı bilinçtir. Binlerce olayın çağrıştırdığı gerçek tektir: Güncelde kalıcıyı keşfeden somut derinlik.

Şiir, hayat kadar dağınık, hayat kadar örgütlüdür.

Günümüz, özgünlüğü yerellikle, gerçekliği evrensellikle, takas yanılgısındadır. Birey, yaşadığı somut ilişkilerin diyalektik bütünüdür. O bütünde, yerelin her rengi, evrensel rengin tonlarıdır. Geleneğin ve yeniliğin yerelde tıkandığı, evrensellik adına yerel olanın silindiği bir durum, bireyin kendini de sildiği durumdur. Yerellik ve evrensellik, bütünün gerçek doğasıdır.

Şiir, dilin öncü yorumunu, belirleyici imkân olarak yüklenir.

“İnsanın içinde derin, ince ve büyük bir şey olsun da bu, dile geçmesin ve dilde kendini tanıtmasın; bu, olanaksızdır.” (Himboldt) “Dil, düşüncenin dolaysız somut anlatımıdır.” (Marks) “Dil, anlamın evidir.” (Wittgenstein) Her üç yaklaşımda da, dil dışı bir dünyadan söz ediliyor. “Dil, anlamın evidir.” denilirken; dilin, anlam olmadığı da söylenmiş oluyor. Buradan bakınca, “yaşam, dilin dışındadır” demenin, oldukça doğru ve açıklayıcı görünmesi gerek. Böyle bir yaklaşım ve uyarı zorunludur. Dilin dille anlatılması; dilin, içerik kabul edilmesiyle yazılan bir şiirin benimsetilmesi yanılgıdır. Oysa yaşamı dışlayıp dilin özgül olanaklarıyla sınırlı bir şiir yazamazsınız. Nereden bakarsanız bakın, ön içerik, esinleyen öğe dil dışıdır. Dil dışı olan olgu, olay ve benzeri etkenlerin uyarıcılığı ile yazmaya koyulur bir şair.

Böylece dil, düşünülenlerin, algılananların, tasarımların, önerilenlerin… dolaysız ve somut anlatımı; amaçlanan anlamın da evi olur. Dil, istenmese de kendini anlatır zaten. Dil kendini anlatsın; ama kendinden başka  şeyleri anlatmak durumunda  olduğu da unutulmasın.. Başlangıçtan bu yana, dilin varlık nedeni budur. Evet, yaşam, dilin dışındadır. Dil, yaşamın ürettiği anlamların evi olacak biçimde kullanılmak gerekir. Çünkü şiir, dili yeniden yaratandır ve toplumsal ilişkiyle ve onu aşarak biriken bir yaratıdır ayrıca. Marksizm’in ufkundaki bütünsel insanın kendini bugünden üstlenmesinin karşılığıdır. Şiir, her kıpırdayışında politikleşmiş yaşamın, tek kişinin ufkundan herkesin ufkuna yayılmasıdır. Şiirin, toplumun özgürleşmesinin estetik örgütlülüğüdür.

Bireyleşmeyi başaramamış bir toplumun insanları, örgütlenmeyi yaratma sürecini de başaramaz. İnsan, tarihin neresinde olduğuna, her ilişkisinde yeniden bakan, onu çarpışarak kendine katan ve ona katılma yürekliliğini bulmuş insandır. Şiir, onun her yerde ve her süreçteki öncü lirizmidir. İnsanın dilsel anlamıdır çünkü şiir.

Özetle:

Şiirin değişen ve gelişen bir doğaya sahip olması, benim de öyle olmama, öyle biçimlenmeme neden oldu. Değişen ve gelişen bir şiir yazdım. Diyalektik bir oluşum, diyalektik bir toplam olarak gördüm şiiri. Ve bunun gereğini yaptım denilebilir. Her süreçte geleneği yok saymadım, yadsıdım. Bu tavır, şimdiki şiirimle buluşturdu beni.

Buradan bakınca, rahatça şunları söyleyebiliyorum: Yaşanması olanaksız özgürlükler için yazılmalı şiir. Şiirin, ‘sivil itaatsizlik’ için biricik ortam olduğu hiç unutulmamalı. Her şiirin bir öncekine ihtilâl olmasını zorunlu bir disiplin olarak benimsemeli şair. Yaratıcılığın önkoşulu olarak görülmeli bu. Şair olanı değil, olması gerekeni yazmalı. İmgeyi, sözlüklerde olmayan üçüncü bir sözcük olarak düşünmeli. O üçüncü sözcüğü oluşturacak şiirler yazmalı.

Şiir, dilde ideolojilerin kırıldığı tek ortam olunca; imgenin de tek ideolojik olanak olarak anlam kazandığı fark edilmeli. Şiirin aşkınlığıdır bu. Gene, şiirin gerçeğin yansıması değil, yansımanın gerçeği olduğu benimsenmeli. Soyunan, dili öldüren bir şiire varmanın bir başka yolu yoktur. Şair, karşı çıkarken bile geleneği gözetmesinin nedeni budur.

Yaşam kadar dağınık, yaşam kadar örgütlüdür sahici şiir. İnsanı tragedyasıyla buluşturmayı amaçlar. Bu şiir, kapitalizme karşı zekânın lirizmidir. Yazıldığı dille tanımlanır ama evrenselliğini de bu özelliğinden alır. İnsanî politikleşmedir şiir, yaratıcı etkinlikten, eylemlilikten yanadır. Dilin öncü yorumunu belirleyici olanak olarak yüklenen bir şiirdir gözetilmesi gereken. Görünen o ki, olanaksızı isteyen bir gerçekçilikle yazılmalı şiir. Bu yüzden sorumludur şair.

Bu sözler, benim poetikamın yalın bir özetini oluşturuyor.

Çırpınmak

Veysel Çolak’a

Korktuğundan değil

kavga etmeye üşeniyorsun, olmaz ki

birileri yumruklayıp duruyor içindeki çocuğu.

 

Boşuna arama, öyle bir kelime yok

sen yarat, anlamını kimseye de söyleme

dikiş tutmaz yırtılırsa duygular

dikkat et, daha fazla gömülme.

 

Bazı acılar öyledir, geldi mi gitmez

uyumak istiyorsan hiç kimseyi düşünme

tabancanın horozunu kır, bıçağı sakla

bulamasın evindeki hayalet.

 

“Bir varmış bir yokmuş…”

gerçeklik böyle bir şeydi, bir de sevgili

masal diye yaşadın

üç elma düşmedi gökten.

 

Mutluluk ne zaman uğrasa, daha tatmadan

sen kaybetme korkusunu yaşadın

baban ağlayarak anlatmıştı bunu

sonra ölmüştü düşerek gökyüzüne.

 

Tamam işte, anladın çıkmazını

eşeleyip durma, daha çok yanmasın canın

umut değil kendini verdin

bir yara olarak kaldın

iste ondan, bir avuç tuz getirsin.

 

Bugün yürümeyi dene

bilmediğin yerlere uğra

cebindeki meşeye, çocukluğuna dokun

ağaçlara kırmızı kelimeler iliştir

yanına geçmişini alma

garaja git, birkaç gün bekle orda, öğren

her uzaklık delirten bir yakınlıktır.

Kedin yine saklandı bir yerlere

maması da kalmadı, bu kez unutma.

 

Hâlâ inanmıyorsun önündeki gerçeğe

çekilmez bir adam oldun, yeter

tezgahtar kızları unut, işçileri düşünme

ayakkabı boyacılarına sadece gülümse

köylülere toprağı anlatma

giden gitmiştir, rahat bırak

dokunma kimsenin yalnızlığına.

 

Dünya değirmen 2023

**

Saat Sıfır

Veysel Çolak’a

 

Ne çok istedin geceye karışıp kaybolmayı

umudu örseledin, sevindin bir şeyleri unuttuğuna

düşürüldüğün yerde kaldın bir zaman

gelip üstünden geçti, öyle bir fırtınaydı hayat.

Kanın akıp bitmeden batır diviti, acele yaz

bir bulutun içine koy, gönder, git arkasından.

 

Bir dağın yağmurunda bulsunlar seni

annen öldü demesinler

onlara ver avucundaki hercai menekşeyi.

 

Kente dön, insanların korkunç kalbine

bankaların yüzüne tükür

fabrikalarda öldürülen işçileri uyandır

duyguların gergin, öfken dipdiri kalsın.

 

Adın çıksın, çoğalsın anlamsız kelimeler

gitmediğin yerlerde görsünler seni

oysa bir çağlayan değilsin

bir kez daha yanıldın, büyük yenildin

sevgilin senden almamıştı gözlerinin rengini.

 

Saat sıfır. Başlangıcın dikeni üstündesin

tam karşısındasın yaşama nedeninin

korkmuyor saçlarını kesmekten

yasaları çoktan yırtmış, yalın yürek yanında

duyguları çırılçıplak, korkmuyor yaşamaktan.

 

Tutun omzuna, aslında içindesin

yüzüne düşsün bıyığının gölgesi.

Bundan sonra günler olmasın

kesintisiz koksun manolya.

 

Dünya ve başlangıç 2022

**

Eskimez

Veysel Çolak’a

İstemesen de bırakıp gideceksin bu kenti

yine inleyerek denize sarılacak körfez vapuru

birkaç karabatak kanat sallayacak

bir daha hiç duymayacaksın martı sesini

sokak lambaları sönecek bir bir

yanıtsız bir soru olarak kalacaksın meydanda

son kez bakacaksın biraz önce oturduğun masaya.

 

Bunları bilmeyecek sevdiğin kadın

bir dağ aşınarak çekilecek ufuktan.

Ağzını parçaladı güvendiğin birkaç kelime

dudakların solgun, kalbin beceriksiz

yaşayacak bir akşamın da kalmadı

durup dururken kırıldı kahve fincanın

diğerlerini at, sakla şu deli gömleği.

 

Yolculuğa çıkar bütün ömrünü

bir daha bak solup duran şu fotoğrafa

nasıl olsa kaybolacak birazdan

elbette kolay değil

bir ucundan silmeye başla yazdıklarını.

Bilmediğin birkaç şey kaldı, onları da öğren

tanımadığın biri kapını çalabilir

bir avuç yenidünya getirebilir sana

yanlış bir adreste olduğunu anlarsın

istemesen de çekip gitmelisin bu kentten.

 

Dünya kimin 1982

Arkadaşlarınızla paylaşın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
error: Alert: Content is protected !!