DOĞAL YAŞAMMANŞET

Hidrobiyolog Artüz’den ‘müsilaj’ yorumu: Durum çok ama çok daha kötüye gidecek

TBMM Araştırma Komisyonu’nun deniz salyası ile ilgili raporunun 26 Nisan’da görüşülmesi beklenirken, havaların ısınmasıyla müsilaj Marmara Denizi’nde tekrar görülmeye başladı. Marmara İzleme Projesi’nin (MAREM) proje lideri Hidrobiyolog Mehmet Levent Artüz, şu ana dek yapılan çalışmalardan bahsederek kirliliğin etkilerini Sputnik’e anlattı.Kirlilik nedeni ile 2021’in Mart ayında Marmara ve Ege Denizi’nde ortaya çıkan ve canlılar için ciddi tehditler oluşturduğu saptanan müsilaj, bu sene de havaların ısınmasıyla birlikte Marmara’nın belli bölgelerinde görülmeye başladı. Yalovaİzmit Körfezi ve son olarak da İstanbul’un Anadolu Yakası’ndaki kıyılarında görülen manzara, ‘müsilaj geri mi geliyor?’ sorusunu akıllara getirdi.

Meclis müsilajı görüşecek

Yaşanan müsilaj sorununun sebeplerini ve alınması gereken önlemleri araştırmak amacıyla kurulan TBMMMüsilaj Sorununu Araştırma Komisyonu ise çalışmalarını sürdürüyor. Komisyonun raporunun, 26 Nisan günü meclisin genel kurulunda görüşülmesi gündemde. Hazırlanan rapor, deniz salyasının çevreye etkileri, kontrol edilmesi ve önlenmesi gibi konu başlıkları ile 157 öneriden oluşuyor. Daha önce komisyon, müsilajın yakıt ya da gübre olarak kullanılamayacağını açıklamıştı.Konuyu 1989 yılından bu yana takip eden Marmara İzleme Projesi’nin (MAREM) proje lideri Hidrobiyolog Mehmet Levent Artüz, bir sene içerisinde alınan önlemler ve yapılan çalışmalardan bahsederek olası senaryolara dair öngörülerde bulundu.

‘Marmara Denizi her gün, bir önceki günden daha kirli’

Müsilajın mekanizması gereği ağırlıkla İzmit Körfezi gibi aşırı kirletilmiş bölgelerde görüldüğüne dikkat çeken Artüz, “Gerçekte müsilaj olgusunda da fazla takılmamak gerek. Müsilaj sadece aşırı kirletilmiş su kütlelerinde bu durumun görsel hale gelmiş şekli. Bu kirliliğin görsel hale gelme durumu, köpüklenme, denizde renk değişimleri, bulanıklık gibi çok farklı şekilde ve formda gözükebilir. Ne olursa olsun, ana neden o su kütlesinin kirletilmiş, kirletiliyor olmasıdır. Yani bizim ‘müsilaj’ kavramının peşinden koşmamızın pek bir anlamı yok. Çünkü Marmara Denizi her gün bir önceki günden daha kirli. İster müsilaj olsun, ister müsilaj olmasın bu durum sürüp gidiyor. Durum ancak yeni yeni idrak edilmeye başlandığı için, güneşin doğuşuna şaşırıp, anlam yükleyen arkaik kavimler misali, bir müsilaj tutturmuşuz peşinden gidiyoruz” dedi.

‘Durum çok ama çok daha kötüye gidecek, Ege Denizi ve Karadeniz de topun ağzında’

Artüz, Marmara Denizi’nin durumunun bu sene daha kötüye gideceğine dikkat çekerek şu açıklamalarda bulundu:“Hatta Ege Denizi ve Karadeniz de topun ağzında. Durum çok ama çok daha kötüye gidecek. Benim durumdan kastım müsilaj değil, Marmara Denizi’nin genel durumu; kirletilmesi. 1989 senesinden bu yana çok ciddi zaman kaybedildi. Artık ya radikal önlemler alınacak, ya da Marmara Denizi ile ilişkili türler nasıl erozyona uğradıysa buradaki diğer bir türe, yani insanoğluna da sıra gelecek. Fark etmemiz gereken ana unsur; kaybettiğimizin sadece bir denizle sınırlı olmadığı, kaybedilenin gerçekte geleceğimiz olduğu.”

‘Marmara Denizi’nde ana problem 20-25 metre derinliğin altında olan su kütlesinde’

Artüz, müsilajın sıcak havalar ile ilgisine değinerek şu ifadeleri kullandı:“Bitkisel plankton kaynaklı müsilaj veya red-tide gibi olgular, aynen bitki âleminde olduğu gibi, belirli kuvvet ve açıda gelen güneş ışığına ihtiyaç duyarlar. Eğer konu bir bitkisel plankterin tomurcuklarının patlaması ise ilkbahar dönemi güneş ışığının durumu en ideal ortamı sağlar. Deniz suyunda ‘sıcaklık’ pek de anlaşılmayan bir kavram. Bu deniz ortamını, su kütleleri kavramını bilmemekten ortaya atılıyor sanırım. Birincisi deniz denilen yapı ‘leğendeki su’ değil, Marmara Denizi hiç değil! Marmara Denizi’nin ortalama derinliği 400m civarı ve en derin yeri 1273m. Atmosferik olaylara bağlı olarak sıcaklıkta dalgalanma gösteren kesimi sadece ve sadece yüzeyden 1-1.5 metre derinliğe kadar olan kesimi. Marmara Denizi’nde ana problem ise 20-25 metre derinliğin altında olan su kütlesinde. Ayrıca, Marmara Denizi’nin oluştuğu günden bu yana etrafındaki atmosferde yaz ve kış dönemlerinde mevsimsel değişiklikler yaşanmışken, biz bu anormallikleri neden 1989 senesinden bu yana gözlüyoruz? Bunu bir durup düşünmek gerek. Durumu ‘sıcak havalara’ bağlayıp, kendi suçlarını örtmek için ‘iklim değişikliğine’ sığınmak istiyorlar, ama nafile.”

‘Önlenmesi yönünde çalışmalar yok’

Başta bizim MAREM grubunun yaptığı çalışmalar gibi bilimsel çalışmaların varlığa dikkat çeken Artüz, “Önlenmesi yönünde çalışmalarsa yok. Hatta tam da tersi mevcut. Mesela Tekirdağ/Hoşköy balıkçı barınağı temizliğinde dip materyali Bakanlığın da oluru ile Marmara Denizi batı çukuruna dökülüyor, yine Tekirdağ bölgesinde denizalanı kullanımı, enerji sektörüne devrediliyor, projelendirilen tüm bertaraf sistemleri deniz deşarjı ile sonuçlanıyor, Ergene Deşarjı’da tam gaz devam” şeklinde konuştu.

‘Ergene Deşarjı gibi ana kirletici bir unsurun araştırma komisyonunun raporunda yer almamış olması oldukça düşündürücü’

Geçen sene de bu konunun TBMM’de bir araştırma komisyonunda ele alındığını hatırlatan Artüz, “Hazırlanan metinde teşhisler yanlış, çözüm yerine bakanlıkların zaten asli görevi olan unsurlar tekrar edilmiş, iş 157 maddeye dağıtılarak sulandırılmış. Kısaca ne bu noktaya nasıl gelindiği yönünde bir durum analizi var, ne de ileri dönük bilimsel temelli, somut ve akılcı bir çözüm önerisi. Ergene Deşarjı gibi ana kirletici bir unsurun bu metinde yer almamış olması bence oldukça düşündürücü” dedi.

‘Mavi Vatan diye hassasiyet gösteriyoruz, sonra tamamı ile bize ait bölümünün içine pisliklerimizi basıyoruz’

Bu ve benzer sorunların önüne geçmenin tek bir yolu olduğunu belirten Artüz “Marmara Denizi’ni (doğal ortamları) ‘alıcı ortam’ olarak kullanmaktan vazgeçmeliyiz. Bunun yanı sıra, yeniden aynı hatalara düşmemek için, işin başlangıç tarihi olan 1989 senesinden bugüne kadar yapılan yanlışların da mutlaka sorgulanması gerek. Kim ‘alt akıntıya yapılacak deşarjlar Karadeniz’e gider’ demiş, kim ‘buraya basılacak atıklar sonsuz oranda seyrelir’ demiş, kimler bu cin fikri ortaya atmış, hepsinin sorgulanması gerek. Hatta bu yönde yapılan, hiçbir işe yaramamış olduğu bugün itibarı ile aşikar olan ve bizim kadar çocuklarımızı da borç yükü altına sokan devasa yatırımlara harcanan paralar ve harcayanlar da sorgulanmalı. Mavi Vatan diye hassasiyet gösteriyoruz, sonra tamamı ile bize ait bölümünün içine pisliklerimizi basıyoruz, bir de bu pisliklerin Karadeniz’e gideceğini umuyoruz” dedi.

Kaynak:spitniknews

Yazar: Selin Uludağ

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
error: Uyarı: Korumalı içerik !!

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için lütfen reklam engelleyicinizi kapatınız.