BASINDAN SEÇMELERMANŞET

KİŞİSEL GELİŞİM MODERNİTENİN TEHLİKELİ BİR AÇILIMIDIR.

Birol Biçer

Kişisel gelişim ortak başlığı altında toplanan öğreti ve uygulamalar çok tartışıldı, konuşuldu. Bu konuyu, yapılan övgü ya da eleştirilerin ötesinde, daha farklı, daha derin ve bizim medeni-kültürel değerlerimiz üzerinden yapılacak bir değerlendirmeye tabi tutmak gerektiğini düşünüyorduk. Bunu yapacak isimlerin başında ise Prof. Dr. Sadettin Ökten geliyordu. Açıkçası bu röportaj öncesinde en çok merak ettiğimiz iki konu şuydu: Zamanımızın bilge şahsiyetlerinden biri olarak gördüğümüz Sadettin Ökten Hoca, bünyesinde geçmişin hikmetlerine yapılmış bolca atıf da barındıran kişisel gelişim kavramına olumlu mu yoksa olumsuz mu yaklaşacaktı. Bir diğeri ise kişisel gelişimcilerin Doğu’nun kadim bilgeliğine ve bilhassa İslam tasavvufuna yaptıkları atıfları nasıl değerlendirecekti. Prof. Dr. Sadettin Ökten insanın gelişme ve kemale erme arayışını, bunun bizim kültürümüzdeki karşılığını, buna karşılık bugün karşımıza kişisel gelişim formülüyle sunulanı ve temelinde yatanları, modernitenin bu kavram üzerinden insanlığa ne telkin ettiğini İslami ve irfani perspektiften Lacivert için bir değerlendirmeye tabi tuttu.

Kişisel gelişim konusu son yıllarda her zamankinden daha revaçta. Bu alana dair teoriler, terapiler, uygulamalar hızla yayılıyor, çeşitleniyor ve pek çok kitap yayınlanıyor. Hatta başlı başına büyükçe bir ekonomisi bile oluştu. İnsanların bu konuya gösterdikleri ilgiyi, bunun altında yatan psikolojik ya da kültürel sebepleri siz nasıl açıklarsınız?


Kişisel gelişme ilk bakışta çok hoş bir tabir. Özellikle bireyde bulunan gelişme isteği, yapıcı ve ufuk açıcı. İnsan, fıtratında mevcut olan bir temayül ile gelişmek ister. Daha iyi, daha mükemmel, daha güzel ve benzeri “daha”larla donanmak arzusundadır. Böylelikle kendisini ötekinden ayırır. İnsanın varlığı diğer insanlarla birlikte bir anlam kazanıyor. Diğer insanları bu söyleşi kapsamında “öteki” olarak adlandıracağız. İnsan, kendisini öteki ile mukayese etmek alışkanlığındadır. Bu mukayesenin bireyin mensup olduğu medeniyet tasavvuruna göre iki veçhesi vardır. “Daha” ile erişilen merhalede siz ötekine hizmeti mi amaçlıyorsunuz, yoksa ötekinin üzerinde yükselip ona tahakküm etmeyi mi? Hizmet amaçlı gelişme İslam medeniyetinin gösterdiği hedeftir. Tahakküm amaçlı gelişme ise modernitenin.

Sadettin Ökten

Gelişmenin eski dildeki karşılığı tekâmüldür. Tekâmül kelimesi zihne kemal kavramını getirir. Kemal kavramı da zevalle birlikte düşünülür. Bu anlam haritası içerisinde hadiseyi değerlendirdiğimizde tekâmülün nihai bir noktası vardır ki buna kemal diyoruz. Hayatta, bilgide, düşüncede ve duyguda kemal, herkesin nasibi kadar ortaya çıkan bir zirvedir. İslam Medeniyeti, kemali aynı zamanda had olarak da tanımlar. Herkesin kemalinin tanımladığı bir haddi vardır. Ve İslam medeniyetinde bu haddin aşılmaması esastır. İnsan sonlu bir varlıktır. Kemal yolunda nasibi kadar ilerleyebilir ve haddini bilirse, ahenkli ve dengeli bir toplumsal yapı ortaya çıkar. Modernitenin gelişim sözcüğünde ise sınır konulmamış bir “daha” vardır. Ve bu “daha”, sadece nefsani iştahlara hitap eder. Bu açıdan bakıldığında sınırsız olduğu var sayılan kişisel gelişim modernitenin tehlikeli bir açılımıdır. Kişisel gelişim hususunda insanın hangi boyutunu geliştireceğiz ve bunun amacı ne? Modernitenin kişisel gelişim açılımı özet olarak “bedeni ve hırsı geliştir” diyor. Amacı da her ne pahasına olursa olsun daha çok kazanmak ve daha lüks tüketmek. Hayatın gayesini böyle tarif ediyor. Modernitenin küresel versiyonu, ukdesindeki yayın organlarıyla bu tür bir hayatı bütün insanlara zorla kabul ettirmektedir. Gelişmezsen, çok kazanıp lüks tüketmezsen eksik olduğunu önce telkin ediyor, sonra insanları buna inandırıyor.

Bahsettiğiniz açıdan bakıldığında kişisel gelişim adı verilen ve pek çok farklı uygulama, terapi ya da görüşü çatısı altında toplayan bu eğilimi nasıl tanımlamalıyız? Kişisel gelişim nedir, amacı hedefi nedir? İnsanlar için ne kadar ve ne ölçülerde gereklidir?


Az önceki sözlerimde temas ettiğim gibi gelişimin, bize göre daha anlamlı bir tabirle tekâmülün, belli bir gayesinin olması icab eder. Bireyin tekâmülü, bu gayenin gerçekleşmesi için hangi cihetlerin eğitilmesi gerektiğini belirtmek demektir. Bütün insanlar genel manada hayatın anlamını ve gayesini sorgularlar. Bu evrensel bir sorgulamadır. Varlığımızda mündemiçtir. İnsan olmanın vazgeçilmez şartıdır. Modernitenin küresel versiyonu hayatın anlam ve gayesini dünyevi bir varoluş olarak tanımlar. Bu tür bir dünyevi varoluş ise “servet ve tüketim ile gerçekleşir” der. Servet sahibi olabilmek ve lüks tüketim yapabilmek için ise belli bir altyapı gerektiğini ve bunun için ise yeteri kadar bilgi ve deneyim ve girişim sahibi olmak lazım geldiğini söyler. Kitleyi bu yönde teşvik eder. İnsanlara “bilgi, deneyim ve girişim sahibi olup servet kazanabilirsin ve lüks tüketimle var olabilirsin” hedefini gösterir. Bu hedef nefse hitap eden bir tahriktir. Söz konusu sürece ait birçok örnekler ihtiva eden kişisel gelişim kitaplarında, hep mahrum insanların nasıl uğraşarak servet ve varlık sahibi oldukları örnekleri yer alıyor. Bu süreç aynı zamanda bir eğitim sürecidir. Kitlenin kişisel gelişim eğitiminden geçerek var olma ihtirası. Böylece eğitim veren kaynaklar için ciddi bir gelir kapısı da açılmıştır. Bilgi, deneyim ve girişim sürecinde sunulan örneklerde ahlaki bir boyut olmadığı gibi kaderle ilgili bir kayıt da yoktur. Şurası çok açıktır ki her insanın bir kaderi, sınırlı ve belirli yetenekleri vardır. Buna karşılık her insan nefsani ya da zengin olmak ve var olmak hırsını taşımaktadır. Kişisel gelişim bir boyutuyla bu hırsa hitap ediyor.

Gördüğümüz kadarıyla insanın kendini ve niteliklerini keşfetmek, tanımak, onları geliştirmek gibi bir dürtüsü var ve zaman değişse de bu değişmiyor? Bunu nasıl açıklamak gerekir?


İslam medeniyetine göre insanda var olan tekâmül temayülü ilahi bir lütuftur. İnsan bu temayül ile kendisini Yaradan’a yani Allahu Zülcelal’e yaklaşmak lütfuna ermiştir. Bu temayül bütün insanların fıtratında vardır. Modernite bunu ilahi bir lütuf olarak görmüyor. Varoluşsal bir nitelik olarak kabul ediyor. İslam medeniyeti tekâmülün esas sahasının kalp olduğunu söyler. Orada kalbin tasfiyesi, nefsin de tezkiyesi gerekir. Yani kötülüklerden arındırılması… Böyle bir tekamül yoluna girmiş olan İslam medeniyetine mensup insan ötekine hizmet eder. Modernitenin gelişme kavramı ise beden, duygu ve düşünce alanında genişlemeyi ve derinleşmeyi öneriyor. Orada kalpten ve nefisten bahis açılmaz. Modernist insan duygu ve düşünce alanındaki zenginleşme ile ötekinin üzerinde yer alır ve kendisini beşer-üstü olarak görmeye başlar. Bunun diğer adı da Tanrısal olma iddiasıdır. Modernite kalp ve nefisle uğraşmadığı için onun gelişmiş ve donanmış insanı Tanrısal olmaktan başka bir iddia sahibi olamıyor. Bu insanın eylemleri de iç dünyasının iddiası istikametinde tahakküm olarak gerçekleşir.

İnsanın nasıl bir potansiyeli var? Acaba biz bunu ortaya çıkaramıyor muyuz? İnsan neden gelişmeli? Mevcut bilindik eğitim yöntemleri yetersiz mi kalıyor?


Gelişme ve bize ait bir tabir olan tekâmül ile hayata baktığımızda bu temayüllerin fıtratımızda mevcut olduğunu görüyoruz. Belli bir sahada bizden daha farklı ve daha iyi olan bir insan ile temas ettiğimizde, kendi eksikliğimizi de fark ediyoruz. Ve hayat bizden bu eksikliği tamamlamamızı istiyor. Ancak bu farkındalık bir başlangıç noktasıdır. Herhangi bir eksikliği tamamlamak imkân, kabiliyet ve irade meselesidir. Burada yaradılışımız ve kader karşımıza çıkar. Ve her tekâmül sürecinin de bir usul ve üstad gerektirdiğini de asla unutmamamız lazım. Modernist küreselcinin ürünü olan ve nefsimize hitap eden, hırsımızı ateşleyen olgular İslam medeniyetine göre usul ve üstad olamazlar. İmkân ve kader bakımından sınırlanmış insanı, boş ve ümitsiz bir hayale mahkûm ederler.

Kişisel gelişime eleştirilerde bulunanlar hiç de az değil. Özellikle psikiyatr ve psikologlardan geliyor eleştiriler. Kendi alanlarına destursuz girildiğini mi düşünüyorlar sizce?

Psikologlar ve psikiyatrlar, ruhi durumu bozulmuş insanları tedavi ediyorlar. Ve onları tekrar sağlıklı bir ruhi yapıya kavuşturmanın gayreti içindeler. Konuya uzaktan bakan biri olarak şu gözlemimi aktarabilirim. İnsanda hayata karşı imkân ve emel dengesinin kurulması lazım… Fert olarak hepimizin belli imkânları vardır. Bunlar maddi olabildiği gibi içsel de olabiliyorlar. Servetimiz ve yaşadığımız muhit maddi imkânlarımızı; mizacımız, zekâmız, irademiz ise manevi imkânlarımızı belirliyor. Emelimiz, bir ihtiras halini alıp bu imkânları zorladığında, bu imkânlarla gerçekleştirilemeyecek kadar büyük olduğunda ruhi dengemiz ciddi surette tehlikeye girer. Görebildiğim kadarıyla nefse ve hırsa hitap eden kişisel gelişim akımı, emeli ihtirasa dönüştürüp, büyük çoğunluğun sahip olduğu imkânları çok zorluyor. Birey bu zorlamanın altında adeta manen ezilmektedir.


Kişisel gelişim denilen uygulamaların bizim kültürümüz ve irfani geleneğimizde nasıl bir yeri var? Onlarla bu çağda yaygınlaşanlar arasında ne gibi farklar olduğunu düşünüyorsunuz? Bizim kültürümüzde geçmişte bu ihtiyaca nasıl karşılık veriliyordu?


Bizim geçmiş zamanlarda var olan ve bugün kısmen de olsa varlığını koruyan irfani geleneğimiz İslam tasavvufudur. Daha önceki sözlerimde işaret etmeye çalıştığım gibi İslam tasavvufunda hayatın gayesi Allah’ın rızasını tahsil etmektir. Kul, Allah’ın takdir ettiği kadere tabi olarak nasibince o rızayı tahsil etmek için eylemler yapar. Hayatı böyle eylemlerle dolarak geçer. Allah’ın rızasını tahsil etmek için tasavvuf yolunda nefsin tezkiyesi, kalbin de tasfiyesi gerekiyor. Bunun da bir üstadın nezaretinde usulü ve erkânı vardır. Böyle bir usul ve erkân sürecine tabi olan birey, yukarıda sözü edilen eylemlerini bütün mahlukata merhametle hizmet ederek ve Rabbi’ne de muhabbetle ibadet ederek oluşturur.

Tasavvufun da kişisel gelişim olarak ifade edilebilecek güçlü bir boyutu var sanki. Aslında bizim tasavvuf ve tekke kültürümüzün bir veçhesi de bugün kişisel gelişim denilen şeye karşılık geliyor denilebilir mi?

Az önceki sözlerimizde de belirtmeye çalıştığımız gibi İslam tasavvufunun kişisel gelişimle hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü her ikisinin temel kabulleri, usulleri ve amaçları farklıdır. İslam tasavvufu, nefsi disipline etmeyi, kalbi saflaştırmayı ve hizmeti merkeze alarak Allah’a yaklaşmayı hedefliyor. Kişisel gelişim ise nefsin tahriki, hırsın ateşlenmesi, dünyevi varoluşu kanıtlayan servet birikimini ve lüks tüketimi amaçlamaktadır. Biri dünyada madde planında hizmet, öteki yine aynı planda tahakküm neticesini doğurur.


Kişisel gelişimcilerin bir kısmının sufilerin uygulamalarına, tasavvufun hikmetlerine atıflarda bulunduklarını görüyoruz. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?


Çağımızın kişisel gelişim olgusu, varoluş, görünme ve tahakküm etme nitelikleri üzerine kuruludur. Bu olgu temel teşvikini akla ve bedensel içgüdülere hitap ederek yapıyor. Ancak insan varlığı bu hitap alanıyla yetinmemektedir. Bu varlık, kendi fıtratında mevcut olan ve aklın ötesinde yer aldığını hissettiği bir başka alana da hitap edilmesini istiyor. Bu alan irrasyonel, gizemli, mistik bir alandır. Kalp burada yer alıyor. Ancak kalbin iki veçhesi vardır. Nur ve zulmet. Nur aydınlık veçhedir. Kalbin pası silindikçe yani dünya ile olan ilişki kalpten uzak tutuldukça oraya ilahi yansımalar düşer. Bunun aksine dünya kalbi kapladıkça kalbe zulmet yani karanlık hâkim olur. Oradan bir yansıma gelmez. Kişisel gelişim mistik boyutuyla tasavvuftan yararlanır gibi görünmektedir. Madde ile ve hırsla yüklenen ruh azap çekerken, bu mistik boyut sadece geçici bir tesellidir.


Modern dönemde ortaya çıkan kişisel gelişim uygulama ve doktrinlerinin çoğunun kadim devirlerin hikmetlerine referans yaptığını, özellikle İslam ve Doğu bilgeliğinin umdelerini bolca meczettiğini ya da yeniden yorumladığını görüyoruz. Sizce bu denli “yamalı bohça” denilebilecek eklektik görüşler insanlara ne kadar çare olabilir? Faydaları olsa bile zararları da yok mudur?


Az önceki sualde de açıklamaya çalıştığımız gibi kişisel gelişim, insanı sınırsız bir hırsa teşvik etmektedir. Bireyin bu hırsa mahkûm olması için onun bütün veçhelerine hitap edilmesi gerekiyor. Sadece nefsine, hırsına ve aklına hitap yetmiyor. Maneviyatına da hitap etmek gerekiyor. Böylelikle eklektik bir hitap sistemi doğar. Bu noktada kişisel gelişimin gayesini hiç unutmamak lazımdır. Varoluş, servet ve lüks tüketim üzerinden gerçekleştirilen bir üstünlük ve bunun neticesi bir tahakküm olarak gerçekleşiyor. Buradaki mistik öğe, ruhun zaman zaman daraldığı anlarda yardımına koşan sahte bir teselli gibidir. Bu teselliyle ferahlayan ruh, nefse tabi olarak yeni bir hırsla çevrelenir ve mahkûm edilir.


Bu uygulamaları yürüten ya da sunan insanlara baktığımızda başta Mevlana, Yunus Emre, Sadi-i Şirazi gibi zatların öğreti ve düşüncelerine sıklıkla başvurduklarını ve bu tür veli zatları adeta kişisel gelişim gurusu olarak tanıttıklarını da görüyoruz. Bu hususta siz ne dersiniz?


Tasavvuf yolunun ulularının, modernitenin küresel versiyonunun ortaya koyduğu kişisel gelişimle hiçbir ilgileri yoktur. Onlar Hak yolun yolcularıdır. Dünyanın, servetin ve tahakkümün değil. Bütün mahlûkata merhametle hizmet, Allah’a da muhabbetle ibadet etmişlerdir. Bu sebepten asırlar boyu unutulmamışlardır. Çünkü bilsin, bilmesin bütün insanların yaradılış gayesi budur: Merhametle hizmet ve muhabbetle ibadet.

PROF. DR. SADETTIN ÖKTEN KİMDİR?
1942’de İstanbul’da dünyaya gelen Sadettin Ökten 1964’te İTÜ’den inşaat yüksek mühendisi olarak mezun oldu. İTÜ, Mimar Sinan Üniversitesi gibi üniversitelerde akademisyen olarak görev yaptı. Yapı mühendisliğinin dışında bilim tarihi, kent kültürü, kent estetiği, yapı teknolojisi tarihi konularında farklı üniversitelerde dersler de verdi. 2004’te kendi isteğiyle Mimar Sinan Üniversitesi’nden emekli oldu. Mesleki alanlarının dışında İslam medeniyeti, kültürü, sanatı ve müziği konularında derin bir birikime sahiptir. Pek çok faaliyete katılan ve eserler veren Ökten’in başlıca kitapları arasında Gelenek Sanat ve Medeniyet, Fincanımda Cola Var, Örselenmiş Osmanlı’dan Medeniyet Umuduna, Yahya Kemal’den Bugüne İstanbul, Yahya Kemal’in Rüzgârıyla Düşünceler ve Duyuşlar, Mesken ve Mesken Mimarimiz, İçimde AVM Var, Hayatımdan Portreler bulunmaktadır. Bunlara son dönemde Kemal Sayar ile birlikte imza attığı Turkuvaz Kitap tarafından yayınlanan Dem Bu Demdir Saat Bu Saat, Aşk ile Anı Seyretmek, Âleme Bir Yar İçin Ah Etmeye Geldik ve Dünyaya Geldim Gitmeye gibi kitaplar eklenmiştir.

Kaynak: https://www.lacivertdergi.com/

Yazı görseli kaynak: https://www.iienstitu.com/

Arkadaşlarınızla paylaşın

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
error: Uyarı: Korumalı içerik !!

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizden en iyi şekilde yararlanmak için lütfen reklam engelleyicinizi kapatınız.